Gizli Bahçe The K2 Shopping King Loui Sarai Aşkın Kokusunu Aldım Bir Anda Aşk Eğer Benimle Olsaydı Büyü Cindrella and Four Knights Hayat Işığım Love in the Moonlight Piyon Moon Lovers Scarlet Heart Ryeo Tutku Oyunları Serisi İzabel Şeytan Tüyü - Yakın Mesafe

Asi'den__Kore Drama _Cheese In The Trap_İncelemesi_


Asi kız yeni bir Kore dizisi incelemesiyle yine sizlerin karşısında.. 

Okuduğum kitap sayısı kadar Kore Dizisi izlemişliğim vardır - tabiki bölümler dahil -ve izlediğim bu dramalarda beni 7/24 kendisine esir eden, izledikçe bölümlere başa sarıp ezber etme alışkanlığım ise enderdir.  

Cheese In The Trap (Tuzaktaki Peynir - burada peynir kim bilmiyorum ama umarım sunbea'm değildir :p ) dizisini başa sarıp sarıp bozuk plak gibi izlediğim doğrudur.

Her bölüm mü ayrı bir aşkla izlenir, ya da her sahne tekrar tekrar bıkmadan mı izlenir. Normalde 60 dakika biten diziyi ben abartısız 90 dakikada bitiriyorum. 

Neden mi? hacı dizide bir adam var ! Allah-u ekber ! ben böyle bir şey görmedim. Bakışlar, iç 
çekmeler, alttan alttan pis pis gülmeler, gizemli gizemli haller. Hele dizisinin bir 
 ilk bölümleri var, adamı izlerken acep kendisi hannibal'ın kankası mı diye saatlerce düşünebiliyorsun. Kendisinin o hallerini Bad guy'dan biliyorum ama  hacı burası gençlik dizisi olunca insan bir tık daha fazla şaşırıyor. Yine de bu şaşırma hallerini yaşarken kendisine bir kez daha aşık olmamı engellemedi  :) bendeniz kör & kütük aşık..


Şöyle güzel bakan ve gülen adam nasıl kötü olabilir ki ama yaaa.. Yalan mıyım dostlar? 
 
 Bu gülüşü var Rabbim almış tırnak içine almış sunmuş bizlere. Biz de bilirdik kendisini kötü adam olarak bilmeyi  ama bu gülüş kalbimizdeki buzulların bir bir çözülmesine neden oluyor maalesef gık diyemiyoruz. 

Yinede siz bakmayın böyle masumca gülmelere her şeyin çıban başıdır bu gülüş. 
Tamam, tamam ilanı aşkımı yarıda kesip azcık dizimizden bahsedeyim size. 

Efenim dizimiz gençlik dizi. Olaylar üniversite de geçiyor. Kendi fikrimce üniversite olayı çok çok iyi. Lise lise içim şişmişti resmen. Ergenlikten genç nesillere level atlamak çok yerinde bir hareket oldu bence.

Üniversite'nin sunbae'lerinden esas adamımız Yoo-Jung yani gerçek adıyla Park Hae Jin  (burada 5234454 tane kalp) 

 Kendisini epeyce süredir dramalarda izlerim. Has boşrolden ziyade daha çok sevilen ve izleyiciler tarafından 2. adam sendromuna tutulmamıza neden olan ender adamlardan olur kendisi (önek: My Love From the Star, Doctor Stranger) .


Neyse ki şeytanın bacağını burada kırdıkta başrolü kaptık. 

Yine ben derin düşüncelere dalıyorum ve bu rolü Park Hae Jin haricinde başka kim böylesi güzel oynardı diye düşünüyorum ama cıks cevabım hep aynı adrese Park Hae Jin'e çıkıyor. 



Nam-ı diğer Sunbae'miz üniversitenin en popüler adamı ve elbetteki en zengini, kendisi bunu insanlardan da gizlemiyor ama çok fazla da dillendirmiyor. İyi görünümlü, süper zekaya sahip, atletik vücutlu, doğuştan yetenekli, seksi, güzel, harika gülüşlü, paralı, karizmatik (burada yine 52452542 kalp ben)  nazik pırlanta gibi bir kalbe sahip. Ne kadarda anneme göre bir damat ^_^

 Tabi tüm bu güzel şeylerin yanında korkunç gizli yanını da bizden saklamasını çok iyi biliyor.  

 Allah aşkına lise yıllarında böyle yakışıklı çocuk mu olur ya !!!! Sorarım size, hani nerede ergen sivilceli, bol, boğaza kadar beli olan pantolonlarla ortalıkta dolaşan ergenuslar. Bu nedir ya >.< direk sınıfta kalma sebebi bu velet ! Neyse, tamam sakinim ve kaldığım yerden devam ediyorum.

Üniversiteden önce Lise yıllarında garibimi epey bi söğüşlemişler. Sessiz sakin bir adamken üniversite de bu durum kafasına dank ediyor ve kötü insanlara karşı kendisine, kötü bakışlı (!) ruhsuz bir kalkan ediniyor. Aha bunun babası da öyle adam gelmiş 70 yaşına hala aynı, bizimkinin kafasına en azından erken dank etmiş de kendini kullandırmayı bırakmış :D

  Sunbae'mizin babası yıllar önce öksüz kalan iki kardeşi Baek In-Ho ve Baek In-Ha'yı sunbae'ye hem arkadaş olsun hem de iki kardeşe yardım etmek amaçlı olsun evlerine getirir. Onlar artık 3 kişidirler. 3 yakın arkadaş lisenin son yıllarına kadar gayet iyi geçinirken  aralarına kara kedi girer ve Sunbae her ikisine de düşman olur. 

Baek In-Ho'yu izleyenler ve sevenler kesin  2. adam sendromunu yaşıyordur ama cıks benim gönlüm halen ve hep Sunbae'den yana olacak.

 Baek In-Ho lisede bir kavgaya karışır ve ellerinde ki sinirler zarar görür. O artık piyano çalamaz ve bunun için sunbae'yi suçlar. İlk başlarda azıcık mini minnacık bende Sunabe'yi suçlamış olabilirim ama dağın birde görünmeyen kısmı var ki, bence burada suçlanması gereken kişi Beak In-Ho -,- 


 Neyse daha fazla spoiler vermeyeyim de devamını izleyip görün. 

Bu da Haek In-Ho sevenlere bonusum olsun o vakit


Gel gelelim esas kızımız Hong-Seol'a. İlk kez kızımıza uzun uzun yorum yazmak istiyorum. 

 Ne kadar da şok olunası ben :p

Kız çok tatlı, şaşkın halleri, sunbae'yi gördüğünde ki o kaçma esnasındaki saçma sapan durumları, hele o havuç kafası xD ayyşşş yirim yaaaa.. evet evet kesinlikle çok tatlı.


Aha,karışan kafayı sunbae'm itinayla sebze çorbasına çevirir :) 

Bu kiss de nereden çıktı yaf -,- 

Bana da böyle şefkat gösterir misin sunbae'm <3 benimde azıcık teselliye ihtiyacım var da <3 

Bak yine gördüm şapşahaneleri konudan koptum yine. Hemen toparlıyorum. 

Kızımız üniversite masraflarını karşılamak için bir sürü part time işlerde çalışan karıncadır. Olabilecek her türlü part time da görebiliriz kendisini. Sunbaelerinin toplandığı bir yemekte sunbaemizi en gizli gülümsemesiyle olaylara start verilir. 


O günden sonra adamı psikopat, sadist hatta azılı katil olarak bile düşünür. En komik anlar da havuç kafanın, sunbaenin kendisinin de peşine düşüp kurbanlarından biri yapacak diye kokrtuğu anlar..... :D Aiiş çok şekersin sen ya ! Aslında olay tam tersidir zira sunbae onun diğer insanlardan farklı olduğunu düşünür ve onunla yakınlık kurmaya çalışır. İşte olay aslında bu kadarcık basittir. 

bak ya yıktı geçtiler ortalığı :p


Kızımız epey bir polisiye gerilimli kitap/filmler izleyince sanırım havuçlar (devreler) biraz fazla yandı :p


 Hadi biraz da bizim devreler yansın :P


 
 Şahsen ikisi yan yana çok ama çok yakışıyor. Evet, evet doğru okudunuz, yok yok blogumu kimseler ele geçirmedi, içimi de kötü kalpliler istila etmedi. Bu cümleleri tamamen kendi özgür irademle kuruyorum.

 Ve bu süper ikiliyi ayırmak isteyenleri görünce resmen ben psikopata bağlıyorum. 
Not: Buradaki şahıs Baek In kardeşlerden kız olanı. Zerre sevmiyorum kendisini, hiç mi hiç haz etmiyorum. Ama yaptığı bir çok hareket çok güzel hareketler o ayrı :p 


Neyse ben konudan yine koptum. Havuç kafa yavaş yavaş sunabae'nin bu yakınlaşma çabalarına kayıtsız kalamaz(taş olsa kalamazdı zaten) Sunbae'ye olan güvensizliği bazı olaylara neden olacak. Aynı zamanda havuç kafanın Beak In Ho ile olan yakınlığı Sunabae'yi kıskançlık krizlerine girmesine neden olacak. Ve geçmişten gelen sırlar ikili arasında epey bir gözyaşına neden olacak.


Olacak.. olacak.. olacak.. Kim bilir daha neler olacak !!!!



 Ayrılıkta vol 1 -,-   kıyamam ben size :'(





Ayrılıkta 2 ve bilmeme kaç Vol -,- 

 kız çok şeker  :'( sunabae'm ise yine duygularını belli edemeyen kötü adam profilinde aynen devam...


















Sonunda kavuşmalar var ise ayrılıklar güzeldir elbet..


Tabiki dizi sadece bu ikisinden ibaret değil.. Üniversite dizisi bu yan karakterler hırla. Ama gelin görün ki favorim sadece bu ikisi. Haliyle incelemem de bu ikisinden ibaret. 

Ve barışmaların en güzeli... 

Dizi şu anda 12. bölümüyle karşımıza. 16 da finalimiz var :( 
Senaristler bizi ne kadar isyan ettirecek bilinmez ama 12 bölüm boyunca kalbimde kelebek uçuran bir dizinin varsın son anları kötü bitsin (acılı korefanı avuntusu).  

Gönül ister ki aynen böyle olsun. Ama işte mukadderat, ne çıkarsa bahtımıza.. 


İnceleme finalini her zaman ki gibi dizinin en bi sevdiğim ost'u ile tamamlamak isterim korecanlarım.

Neredeyse 7/24 her yerde bunu dinliyorum <3 Video da resmen diziyi özetlemiş <3




Bize dua; Allah'ım ben dahil tüm sevilmek isteyenlerin karşısına Sunbae gibi birini çıkar. Çok amin, bir sürü amin, çokça çooooook amin 😂


İncelememizi yapıp, Ost'umuzu dinleyip duamızıda ettikten sonra sizi dizi künyesiyle baş başa bırakıyorum....


Dizi afişi:


Adı: Cheese in the Trap 치즈 인 더 트랩
Tür: Romantik, Gençlik
Yönetmen: Lee Yoon-Jung
Senarist: Soon Ggi (orijinal comic)
Yapımcı: -
Yayıncı: tvN
Bölüm Sayısı: 16
Yapım Yılı: 2015 - 2016
Yayın Tarihi: 4 Ocak 2016 - 23 Şubat 2016
Yayın Günleri ve Saati: Pazartesi & Salı - 23:00
Dili: Korece
Ülke: Güney Kore
Oyuncular: Park Hae-Jin (Yoo-Jung)
 Kim Go-Eun (Hong-Seol)
 Seo Kang-Joon (Baek In-Ho)

 Konusu:
Hong Sul,kendi halinde sıradan bir üniversite öğrencisidir ve ailesinin ekonomik durumu kötü olduğu için yarı zamanlı işlerde çalışır. Yoo Jung (Park Hae Jin) ise, iyi görünümlü, zengin, akıllı,okulun en popüler öğrencisidir.Herkes tarafından iyi biri olarak tanınmaktadır.Sul'un ise bu popüler çocuğun herkesin zannettiği gibi birisi olmadığını düşünmektedir.Hong Seol,Yoo Jung' un gizemli yönünü keşfeden kişi olacaktır..


Yeni drama incelemerinde görüşmek dileğiyle sevgilerle korecanlarım <3 

 

As! Kız'dan_Edward Fallon / Linger by Ölüm Vahşi Bir Gecedir NO.1_Yorumu

Okurken insanın midesine oturan kitaplar vardır ya hani, şöyle öküzler sürüsü oturur da bir daha kalkmak bilmez. İşte bu kitapta onlardan biri.

Geçen hafta sevgili ikizim Serpil (Rüya KIZ) kitabın tanıtımını bu ekranlardan geçmişti. Aklımda hemen okumak yoktu ama Tanıtımı görünce - bknz burada Kitap TANITIM: Edward Fallon // Lınger;1 Ölüm Vahşi Bir Gecedir  - malum meraklı ben öncelik tanıyıp hemen kitaba başladım. Yüz puan bana gelsin.
 Konu polisiye / gerilim olunca evet ben çok seçici olurum. İsterim ki okuduğum bu tür beni kitaba bağlasın, merak ettirsin, heyecanlandrısın, sayfalar su gibi akıp gitsin, yer yer isyan ettirip hüznü de beraberinde getirsin. Ve evet iyi bildiniz bu kitap tam olarak bu tanımların hepsine uyan bir kitaptı. Ne mutlu bana <3

Kitapta bahsedilecek o kadar çok şey var ki. Ve siz hangisinden bahsedeceksin diye soracak olursanız ben ilk olarak uzun uzun Christopher'dan bahsetmek istiyorum derim. 

11 yaşında kör bir çocuk düşünün. O kadar acı çekmiş ki o acılar onu olgunlaştırmış, korkusuz bir çocuk haline getirmiş. Wetson'nun da dediği gibi küçücük yaşta adam olmuş. Yaşadığı trajedinin ardından herkesi katleden canavarın peşine düşmekle işe koyulur minnak Chris'imiz.  Tabi önce ona yardım edecek olan kişileri bir araya toplamak önceliğidir.  Psişik güçlere sahip olan Chris, canavar olarak adlandırdığı kötü adamın (kadında olabilir henüz bilinmiyor) kurbanlarından olan bir başka acılı adam Wetson'nun peşine düşer. Wetson'nın eşi ve 2 çocuğuda canavar tarafından katledilerek öldürülmüştür.
Bir akşam Tv'de gördüğü Chris ile beyaz ekranda göz göze geldikleri anda Wetson ekrana kilitlenir. İçindeki his Chris'i bulması ve ona yardım etmesi gerektiğini söyler. Ve işte Chris ile tanışmalarına ve olayları araştırmalarına böylelikle start verir. 

Tabi bazı şeyleri kabullenmek Wetson içinde zor oldu ama kabulleniş er geç olması gerekendi, bir yanı bırakıp kaçmak istesede, yardım isteyen en nihayetinde kör yapayalnız bir çocuktan bahsediyoruz. Chris ve Wetson canavarın peşine takılırlar. Bu yüzden canavarın işlediği cinayetlerin olduğu mekanlara sonradan keşfe çıkarlar. Chris orada yaşanan her şeyi hisseder eline boş kağıt ve kalem alan Wetson'da onun hissetiği her şeyi resme döker. Bu nasıl olur diye sormayın zira Wetson bile "bir cevabım yok, ben normalde çöp adam bile çizemem" ile cevap verir.

Chris ve Wetson canavarın ardında bıraktığı cinayetleri psişik güçle çözmeye çalışırlarken Kaliforniya'da başkomiser olan Kate'i zor bir görev beklemektedir. İlk cinayet soruşturmasında çuvallamak (aha çok poliscilik oldu bu ama öyle) üzeredir. Bir aile katledilmiştir ve cinayet şekli canavarın öldürme şekliyle benzerlil göstermektedir. Chris ve Wetson rotalarını Kaliforniya'ya çevirirler ve Kate'ile bir şekilde - ki bence çok hoş olmayan bir şekilde - karşılaşırlar.

Wetson 48 saatlik göz altına alınır, Chris'de pedegogların gözetim altına girer. Aslında burada Chris'in istediği tek şey Kate ile karşı karşıya gelmektir. Zira oda Wetson ve kendisi gibi canavardan nasibini almış biridir ve Kate'in de onlara katılmasını ister. Tabi bunun için önce Kate'i ikna etmek gerekmektedir. Kate'in psişik gücü ise Chris'in hissetiklerini birebir yaşamasıdır. Yani biri öldürülüyorsa oda o anda orada bulunabiliyor  (nasıl ekşinlı değil mi) .

Kitabın içindeki detaylar o kadar önemli ve anlamlı ki. Yoruma nasıl dökülür bilemiyorum. Mesela Chris'in elinde ki albüm, Lucy'nin albümü <3 peki ya ona ne oldu? Lucy nerede? Bu sorunun cevabı kitabın sonunda bomba etkisi yaratıyor. Şahsen bende yaşattı. Abartmıyorum bir saat kendime gelemedim.

Hala da kitabın etkisindeyim, çıkamadım. Başka bir kitaba başladım ama cıks olmadı. Chris ve yaşadığı acı, Wetson ve yaşadığı acı, gerçekmişcesine üzerimden o acıları atamadım. İçim rahat ki bu sadece bir kitap :( ya gerçek olsaydı düşüncesi içimi biraz da olsa rahatlatıyor.

Kitap kurgusal olarak harikaydı. 
"Sizi sıkmadan, daraltmadan ve gereksiz detaylara girmeden, he bir de tabi biraz daha meraktan kıvranın diye canavarı sonraki kitaplara sakladım eyy okur, onları da merakla bekleyin ve okuyun" diyerek bittirdi yazarımız..

Tek umudum yayınevinin elini çabuk tutup serinin diğer kitaplarını erkenden çıkarması. Yoksa benim saçlar meraktan erken yaşta ağaracak -,-


Bknz: Serinin diğer bebekleri.. Kapaklar şahane <3


İşte En'bi en'lerim <3 
En sevdiğim: Christopher <3 Anası olmaya meilliyim <3 
En sevdiğim an: Christopher'in geçmişi anlattığı an <3 
En sevmediğim: Kate'in babası -,- 
En merak ettiğim: Canavar !!!!!!!! ve Lucy <3  
 
En sevdiğim alıntı
"Seninle iletişime geçti mi?"
"Her zaman ki yoluyla evet. Bu sefer dediklerini net bir şekilde anlayabiliyordum."
"Ne dedi?"
Weston, Christopher'a bakıp bakışlarını tekrar Kate'e çevirdi. "Dört kelime. Hayatımın sonuna kadar benimle kalacak olan dört kelime."
"Neydiler?"
"Aileni kimin öldürdüğünü biliyorum?"

Devamı sabırsızlıkla beklenen bir kitap ile sizlerle oldum dostlar. 

Tavsiye kısmında gözüm kapalı tavsiye edebileceğim ender kitaplardan oldu kendisi. Merak insanı içten içe  kemiren bir duygudur ya hani işte bu kitabı okurken tüm o hissiyattı yaşatıyor insana.  
Alın ve okuyun Chris'in acılarına sizlerde ortak olun <3 

Kitapsız bir tek günümüzün dahi geçmemesi dileğiyle.. Sevgilerle Asi



















 

Asi! Kız'dan__Juliette Sobanet & Siyah Kar (Paris Time Travel) _ Yorumu

Doğu Ekspres yolcusu kalmasın..

Ay ben yine harika bir kitapla daha karşınızdayım.. :) 


Evet bu aralar bana da böylesi bir tren lazım. Tabi Jillian ve Samuel'in sonradan beni bulmaya  gelebileceği bir tren olmalı bu :)

Arkadya Yayınlarının son bombası olan SİYAH KAR kitabındaki trenden bahsediyorum bu arada. Hani şu okurken, 1937 yılında Rosie Delaney'in Jaques Chambord'a kavuşmak için bindiği. 2012 yılında da Jillian'nın ikiz kardeşi Isla'nın son görüldüğü trenden. 

Bu trenin sırrı ne? Morel ailesinde ki adamları kim ve ne durdurabilir ? Ya da çıldıran Morel kadınlarını kim ya da kimler tımarhaneye tıkabilir?

İşte tüm bu milyon tane sorulara kitabın sonunda verilen harika cevaplar var. 

1937 yılında Rosie'nin Alexandre Morel'i terk edip Jaques Chambord'a kavuşmak için en son bindiği Doğu Ekspres treninde görülmüştür, o ve beraberindeki iki kadın. O iki kadın da çok önemli kişilerdir. Tabi bunu biz kitapta sayfaları çevirirken öğreniyoruz :)   

Ve yıllar sonra 2012'nin Washington'nun da yaşayan Jillian uzun zamandır görüşmediği ikizi Isla'da en son o trende görülmüştür ve onunla beraber yine iki kadın ortadan kaybolmuştur. 
 Fransa'nın zengin ve köklü ailelerinden olan Alexandre Morel'in nişanlısıdır ve tüm ülke bu kaybolma ile çalkalanmaktadır. Isla'yı bulmak için tutulan Samuel - bu arada kendisi Isla'nın eski eniştesi yani Jillian'nın ex aşkı olur :) 
Samuel, Jill'e ikizini sormak için yeniden bir araya gelen çift amansız ve soluksuz bir maceranın içine girerler. 

Isla ve Jill'in ikiz bağları o kadar kuvvetliydi ki bir ara benim ikizle neden aramda böyle bir bağ yok diye hayıflandım resmen -,- 

Yıllardır sakladıkları sır, o sırın ardından gelen muazzam intikam, Doğu Ekspres treni, karlı dağlar, dağın tepesindeki şato. Kitapta o kadar çok merak edilen olaylar var ki neyin altından kim ve kimler çıkacak, masum ve saf  Rosie'inin  Jaque'sine kavuştu mu merakı kitap bitene kadar yedi bitirdi beni. 

Kurgusu konusunda tek bir eksiklik yoktu. Yazar o kadar güzel anlattı ki. Sanırsın o yolculukları, o kurtarma girişimlerini beraberce yaşadık. 

Samuel ve Jill'in trene bindiklerinde ki şok ! Not olarak belirtmeliyim ki beni bile şaşırttı. Açıkçası kitabın bu tarz (!) olduğunu bilmiyordum. Güzel bir şok oldu bana, iyi de oldu. Sıkıntı yok. Bilmeden yine olsa yine okurdum :D 


Gel gelelim kitaptaki en'lerime  
En sevdiğim: Kesinlikle, elbette ki  - Samuel -
En sevdiğim an: Kulübede Samuel ve Jill'in beraber kaldıkları gece :) 
En sevmediğim: Morel'ler ve güçleri -,-
En merak ettiğimiz: Rosie ve Isla'nın akibeti

Aslında daha bir çok en sayabilirdim ama devamını serinin diğer kitaplarına ayırıyorum. 

Diğer kitaplar demişken serimizde aşağıdaki 3 kitaptan (sanırım şu an için 3) oluşmaktadır. 

Bknz: 
Midnight Train to Paris (Paris Time Travel #1)
Dancing with Paris (Paris Time Travel #2)

                                          One Night in Paris (Paris Time Travel #3)


Acep diğer kitaplar ne zaman çıkar? Bilen duyan varsa bana da deyi verin size zahmet :) 



Yukarıda da belirttiğim gibi, bana lazım olan şu biletten bir adet alayım plissss.. He almışken yanında bir adet de Samuel de alabilirim :)))) 

Taleplerimden sonra demem odur ki. 

Güzel ve KALİTELİ kitaptı vesselam. Kaliteli kelimesi çok önemli, zira güzel kitap evet harikadır.Ama GÜZEL ve KALİTELİ kitap candan öte candır. Sayfaları okurken bu kitap film olsa vizyonda kesin rekor kırardı.  Ah yapımcılar ah. Görmüyorsunuz böylesi harika kitapları boş boş oturuyorsunuz >.< 

Arkadya Yayınları tarzını bilen & bilmeyen, seven & sevmeyen bu kitaplar kesinlikle ilkleri yaşayacaksınız. Şimdiden keyifli ve mutlu okumalar olsun sizlere..

Kitapsız bir tek günümüzün dahi geçmemesi dileğiyle sevgilerle.. As! 


Kitap YORUMU: Jill Shalvis / Bir Hayalin Peşinde (Yorumlaya:Rüya Kız)

Herkese Merhaba...
Yaklaşık dört yıl önce başladığım Şanslı Liman serisinin beşinci kitabını okudum,bitirdim yorumumla geldim...
İlk kitabını daha dün okumuşum gibi hissediyor ve ara ara dönüp sayfaları karıştırıyorsam şayet "bu kitap olmuştur" demektir benim için...

Şanslı Limana HOŞ GELDİNİZ!
2100 Şanslı insanın ve 10.100 Deniz Kabuğunun evi...



Jill Shalvis / Bir Hayalin Peşinde

Şanslı Liman serisinin yayınlanan son kitabı ve ben daha yeni bitirmiş olmama rağmen yenisi ne zaman çıkar diye düşünmekten alamıyorum kendimi. 

Konuya geçmeden önce seri sıralaması ile ilgili küçücük bir ayrıntı vereyim size....

İlk üç kitabı severek okumamızdaki en büyük etken, yıllardır görüşmeyen üç kız kardeşin kendilerine annelerinden miras kalan oteli işletmeye başlamaları ile başlar... Bu otelin bulunduğu ŞANSLI LİMAN da kendilerine yepyeni bir hayat kurmaları ile maceraya start veriyoruz...

İlk kitapta Maddie ve Jax'in eğlenceli hallerine tanıklık ediyor ve ikinci kitap da ağır abla Tara ve Ford'un hikayesi ile geçmişte neler yaşamış ve şimdi neler oluyor diye merakla okuyoruz...
Zaten bu iki kitabı okurken üçüncü kitabın sinyalleri bizi heyecanlandırıyor ve bir an önce çıksa da okusak nidaları atmaktan kendimizi durduramıyoruz :) 
Kasaba şerifimiz Sawyer ile kız kardeşlerin 
en deli dolu olan Chole'nin kitabı ile kız kardeşlere veda ederken çokça mutsuz olacağınızı garantı edebilirim. Ama üzülmeyin daha sonraki kitaplarda sıkça isimlerine rastlayacağız...




Sonraki kitabımızın içinde üç adet şipşirin çikolatakolikler ile tanışıyor ve yeni maceralara yelken açıyoruz...
İlk kitabımızda Şanslı Limanın en cici kızı Mollory ile kasabaya bir şekilde ! (ayyy o şekli anlatmayı çok ama çok isterdim ama anlatamam) gelen Ty Garrison'un çarpıcı karşılaşmasını tanıklık etmek kadar eğlenceli bir kitap daha yok...
NOT: Kendisi bay doğru olur ama şimdi konumuz bu değil... 
^_^









Veee gelelim Şubat ayının okunan ilk kitabına yani serinin yayınlanmış olan taptazecik 
"BİR HAYALİN PEŞİNDE"
kitabını anlatmaya...

Çikolata koliklerin ikinci ve en browni canavarı olanı Amy, Şanslı Limana yoluna düştüğünde kendine yeni bir hayat kurmanın hayalini yaşar ve onu gerçekleştirmek için elinden geleni yapar..
Evet evet hemen hemen her kitap böyle bir konuya hakimdir ama işleyiş önemli azizim ve Jill ablamız da
bu kabiliyet fazlasıyla mevcut...

Amy doğa manzara resimleri çizer ve yine böyle bir maceraya atıldığında dağda kaybolur. 
Ve elbetteki imdat çağrısına seksi bay dağ koruyucumuz yetişir. Yıldızları pek barışmayan bu ikili dağda fazlaca samimi bir hal alırlar (kendileri de hala nasıl oldu anlaya bilmiş değiller). Kaçtıkça kovalanan bu çiftimizi zamanla karşılaşmak için bahaneler üretirken yakalıyorsunuz. Ve nihayetinde verdikleri kararla birbirlerine bağlanmama sözü verirler flört etmeye başlarlar.
Bu sözü önce hangisi bozacak diye bolca düşündüm ve itiraf ediyorum tahminimde yanıldım :(

Amy 'nin geçmişi ile yüzleşmesi ve Matt'in gelecek korkusu ikiliyi zorlar, ama çikolata hangi zamanlar için vardır sorarım size?

NOT: Kitabı okurken çikolatayı fazla kaçıra bilirsiniz benden söylemesi.

"Hayattaki en büyük gizemlerden biri, bir kilogram çikolatanın nasıl olup da size üç kilo aldırabileceğidir."

Alın size yüz puanlık soru :) kitabı okurken aldığım keyfi yediğim çikolatalardan da alınca 
gerisini siz düşünün :))
Kitabı elime alırken sıkılmayacağımı ve en fazla 
iki günde bitireceğimi tahmin etmiştim. 
Evet Jill Shalvis'in bende böyle bir etkisi var...

Benim severek okuduğum bir seri ve umarım son kitabına kadar okuma şansı bulurum...

NOT: 12 kitaptan oluştuğunu söylemiş miydim!

Ve seri sıralaması;

1. Kitap: Aşka Yolculuk
2. Kitap: Küçük Tatlı Heyecan
3. Kitap: Sırılsıklam Aşık 
4. Kitap: Aşk Şans İşidir 
5. Kitap: Bir Hayalin Peşinde




Benden bu kadar, bir sonraki yorumda görüşmek üzere
Sevgilerle

Kitap TANITIM: KEFARET - SOLOMON CREED / SİMON TOYNE (Rüya KIZ)

Herkese yine yeniden MERHABA....
Ve bugün de yepisyeni bir kitabın tanıtımı ile karşınızdayım...

Bu aralar polisiye-gerilim kitaplarına merak sardığımı söylemiş miydim?
söylemediysem iki gündür beni takip edenler anlamışlardır :)
Şimdi karşınıza Nemesis den harika bir kitapla geldim.


KEFARET - SOLOMON CREED / SİMON TOYNE




Duyurusu yapıldığından 
beri merak ettiğim ikinci kitap 
olur kendisi. 
Ama gelin görün ki hain ikizim ve As! kızınız bu kitaba da el koydu !!!! :/

Not: Hayır neden kargolar 
hep sana geliyor ! 
buna bir çözüm bulmak şart oldu :( yoksa işte böyle 
tanıtım yazısı yazmak oluyor kaderimde :'(

Yazarı ve tabikisi kitabını araştırmacı ruhumun öteki yanıyla kurcaladım ve karşıma enfes kitaplar çıktı. Ve bilin bakalım sevgili goodreads de puanları nasıl? 
Ah! söylememe gerek yok sanırım, linke tıklayıp bakmaya ne dersiniz?
Tabi sizi bir de amazon 'a alalım, bu yazar çok iyi arkadaş, bu kadar okuyan insan bir şey biliyordur değil mi ama ;)

O zaman bize yazarı kazandırdığı için bir teşekkür de Nemesis Yayınlarına gelsin...

Çıkan kitabı satın alabileceğiniz siteler;




Şimdi Kitabımızın konusuna bir göz atalım;



Arizona Çölü'ne düşen bir uçak…
O uçaktan sağ çıkmayı başaran bir adam. Geçmişiyle ilgili hiçbir şey hatırlamıyor; geleceğiyle ilgili bir fikri de yok. Tek bildiği şey, bir adamı korumak için oraya geldiği. Ama, zaten ölmüş bir adamı nasıl koruyabilir ki?


Kim ne demiş;


"Fazlasıyla sürükleyici bir hikâye. Hem yalın hem de etkili bir anlatım. Kitabı bitirdikten sonra bile aklınızı meşgul etmeye devam edecek." 
- Peter James

"Olağanüstü. Stephen King ve Lee Child bir araya gelmiş gibi." 
- Mark Edwards

"Simon Toyne sizi, diğer yazarların gitmeye cesaret edemeyeceği yerlere götürüyor." 
- Tom Harper

"Kefaret zekice yazılmış, birinci sınıf bir gerilim." 
- Scott Mariani






Kendime Not: Kargolar bana gelsin ! Asi! Kızı ikna et.


Bir sonraki blog yazımda görüşmek üzere :)













BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI