Gizli Bahçe The K2 Shopping King Loui Sarai Aşkın Kokusunu Aldım Bir Anda Aşk Eğer Benimle Olsaydı Büyü Cindrella and Four Knights Hayat Işığım Love in the Moonlight Piyon Moon Lovers Scarlet Heart Ryeo Tutku Oyunları Serisi İzabel Şeytan Tüyü - Yakın Mesafe

As!'den_Jannifer MacMahon & 29.Oda (The Night Sister)_Yorumum

Selam, nasılsınız bakalım sevgili kitap dostları? Ben çok şükür iyiyim. Malum havalar soğuk haliyle yapılacak en güzel şey sıcacık bir ortam bulup eline kitap almak. İşte bende akşamları tam olarak bunu yapıyorum.  



Sevgili Jennifer McMahon 29.Oda kitabıyla bir kez daha beni benden aldı. Söylemeyeceğine Söz Ver, Şeytanın Eli ve Kayıp Kızlar Adası kitapları o kadar güzeldi ki okumalara doyamamıştım. Bir kez daha anlaşıldı ve onaylandı ki bu hatunun kalemi polisiye gerilimi sevmeyeni bile sevdiriyor. 

Öncelikle kitabın kapağı hakkında bir kaç şey söylemek istiyorum. Başta acaba neden bu kapak diye düşünmüştüm ama daha ilk satırları okuyunca ne kadar doğru bir kapak olduğunu anladım. Bence orjinalinden çok daha güzel bir seçim olmuş. Çok başarılı çok. 


Kitap, kurtulması imkansız bir lanet, bu lanetin pençesinde bir aile ve o ailenin gizliden gizliye bu kara lanetten en az yara ile kurtulma çabalarını anlatıyor. Hikaye üç döneme geçip duruyor. 1955, 1989 ve 2013 yılları. 1955 yılında yaşayan iki kız kardeş, 1989 yılında üç yakın arkadaşın 1955 yılındaki olayları araştırması ve buldukları şeylerin sonunda arkadaşlıklarına son vermesi ve 2013 yılında dağılan arkadaşların bir şekilde bir araya gelmesini muazzam bir kurguyla beraber okuyoruz. Bu yıllarda neler oldu neler bitti ve ALLAHIMMMMMM bu kitap nasıl bitecek diye düşünmekten resmen isilik döktüm.
29.Oda nerede? 28 odalı bir otel, birde bir kule Londra kulesinin kötü bir örneği. Otelin hemen yanında. Peki 29. Oda o nerede? Kimse bilmiyor.


1955 yılında oteli ilk kuran Charlotte ve kocası ve onun iki kızı Rose ve Sylvie lanetin pençesinde olan ilk ailelerden. Abla Sylvie Hollywood hayali kuran dünyalar güzeli zeki bir kız, küçük kardeş Rose ise kendi dünyasında güzelliğin hiç uğramadığı ve ablasının gölgesinde yaşayan kardeş. O dönemde yaşanılan bir trajedi 1955 yılından 2013 yılına kadar uzanmasına neden oluyor. Rose ablasını  takıntı haline getiriyor ve bu durum Sylvie'nin evden kaçmasıyla son buluyor! 1989 yılında Rose'un kız Amy ve onun en yakın arkadaşları bir başka kız kardeşler Pipper ve Margot zamanla harabe olan oteli kendilerine meraklı bir oyun haline getiriyorlar. Bazı ipuçlarının peşine takılan kızlar döşeme altında buldukları Sylvie'ye ait valiz meraklarını iyice kabartıyor. Araştırdıkları ve buldukları şey bu üç kız kardeşin hayatını dönülmez bir yola sokuyor. Amy bu olayı kimselere söylememelerini ve bir daha kendisiyle konuşmamalarını istiyor ve onlarla olan tüm bağlarını bir anda koparıyor. Aradan yıllar geçiyor ve bir gece Amy, kocası, oğlu ve kendisini öldürüyor. Geriye  Sylvie ve Rose'un olduğu bir  fotoğraf ve fotoğrafın arkasına bir not bırakıyor. 

Fotoğrafın üzerinde yine bulunamayan meşhur 29.Oda yazmaktadır.  Bu ölüm sonunda Margot ve Pipper kardeşler bir araya geliyor ve Amy'nin ölümünün ardındaki sırrı çözmeye çalışıyorlar.

Ayyy biraz karışık mı anlattım ne. Gerilim, merak ve acabalarla dolu bir kitabı anca bu kadar anlatabildim :D 

Kapağıyla, kurgusuyla, karakterleriyle dolu dolu bir kitabı daha bitirmenin keyfini yaşayan bir okur hayattan başka ne isteyebilir ki <3 Keşke tüm kitaplar beni böylesine memnun etse <3 

Kitap tanıtımına geçmeden sizlere En'lerimle baş başa bırakıyorum ey okur.. 

En sevdiğim; Jason bence.. Böyle o küçük halleriyle Amy'nin peşinde aşık çocuk haliyle gezmesi ve büyüyüp polis olup Margot ile evlenmesi ve Amy'i kalbinin bir köşesinde hiç unutamayışı. 
En sevmediğim: Amy.. kız küçükken bildiğin anasının gözü hallerini hiç sevmedim
En unutamadığım sahne: 29.Odayı buldukları sahne
En sevdiğim alıntı: Ölüm gelip kapını çaldığında , onun soğuk yüzünü daha önce görmüş olduğunu düşüneceksin. Merdivenlerinden yukarı tırmanırken, onu en korkunç kabuslarından hatırlayacaksın. Ve o sana ayna tuttuğunda, göreceksin. O sensin ve sen O'sun..





Yazar: Jemmifer MacMohan
Kitap Adı: 29. Oda
Orjinal Adı: The Night Sister
Yayınevi: Ephesus Yayınları
Baskı Yılı: 2016 
Sayfa: 448
Kapak: Ciltli
Satın almak ve incelemek için: D&R / Okuoku / Kitapyurdu 

Arka Kapak


"29.Oda yılın en ürpertici romanlarından biri." 
-The Miami Herald-

"Gizemli ve korkutucu…" 
-USA Today-

"29.Oda'da McMahon psikolojik gerilimde kendine has bir üslup geliştirdiğini bir kez daha kanıtlıyor." -The Booklist-

"29.Oda okurlara iyi bir korku-gerilim kitabında aradıkları her şeyi veriyor. Elinizden bırakamayacağınız, şafak sökene kadar okuyacağınız bir roman." 
-Bookpage-

"McMahon'ın yeteneği tahmin yetinizi sekteye uğratmasında gizli. McMahon'un öyküsü öyle manevralar yapıyor ki tüm tahminleriniz boşa çıkıyor."
-People-

Bir zamanlar kırsal Vermont bölgesinin cazibe merkezlerinden biri olan, şimdinin harap Kule Oteli, sadece Amy, Piper ve Piper'ın küçük kız kardeşi Margot'nun anılarında o eski ihtişamlı hâliyle yaşıyordu. Otelin geçmişine ait karanlık, korkunç bir sır dostluklarını bir daha asla düzelmeyecek şekilde bozana dek üç kız çocukluklarının en güzel günlerini o otelde oynayarak geçirmişlerdi.

Şimdi birer yetişkin olan Piper ve Margot, hayatları boyunca, o yaz keşfettikleri dehşet verici sırrı geçmişe gömmeye çabaladılar. Ama bir gece yarısı Margot'nun, Piper'ı arayarak ona tüyler ürpertici bir vahşeti bildirdiği telefon konuşması, bu konudaki kararlılıklarını ve hayatlarını sonsuza dek değiştirecekti. 


As!'den_3.Üsküdar Sahaf Festival_Notları

Selam nasılsınız? Ben çok şükür iyiyim umarım sizlerde iyisinizdir.



Malumunuz ben Üsküdar'da otuyuroum, ve Ekim ayında başlayan bir festival vardı. 3.Üsküdar Sahaf festivali. Hemen Üsküdar vapur iskelesinin yanında şirin mi şirin çadırın içinde 70'e yakın standı bizler için kitaplarla doldurmuş  olan sahaf amcalar.

Festivale bu kez o kadar çok gittim ki sanırım sahafçılar bile standtlarına benim kadar istikrarlı uğramamışlardır. Kah eve çıkarken bir uğrayayım, kah arkadaşlarla bir iki stand gezeyim, kah ikizlede gitmesem olmaz bahanesiyle neredeyse her gün oradaydım.. 



Bu yıl V.C . Andrews'in kitaplarına taktım. Festivale her gidişimde Dollanganger serisinin tüm kitaplarından birer tane aldım :D Ah inanın bana bu hiç kolay olmadı. Bir standa da var diğerinde yok. 1. kitap var 2.kitap yok, resmen didik didik aradım ve 5 kitaplık seriyi nihayetinde tamamladım. 
Yazar adeta çıldırmış o kadar çok kitabı vardı ki. Hepsini arayıp bulmaya kalksam ömrüm vefa etmez. Yememiş içmemiz yazmış bizimkilerde basmış ama m.ö bilmem kaç yılında basmış daha ses alınamamış. Neyse ben ilk serimi tamamladım ya artık ölsemde gam yemem :P

Bknz seri sıralaması bu şekilde;
Çatı Çatıdaki Rüzgar Gazap Tohumları Çatıdaki Dikenler 
Gölgeli Bahçe 
Veee ben hepsini bulup aldımmmmmm. Tebrik edin beni
Tabi sadece V.C . Andrews alınmadı. 

Nerde eski kitap var açıkçası onları kurcaladık durduk ikizle. Yeniler zaten bir bir şekilde alınıyor, eskilere kavuşmak ise resmen çile o yüzden nerde eski kitap var arka kapak yazısını okuduk aldık :D Bence epey bereketli oldu bu şekil :) 
İkizin tüm standlarda Koridor Yayınlarının yazarı TAMİ HOAG'ın kitaplarını futursuzca arama çabası ve sadece 2 kitabını bulduğu dramı evet izlenmeye değerdi.  :)  




İşte alınan tüm kitaplarımızın tamamı 


 
  • Tami HOAG kitapları ŞAHİTLER KULÜBÜ ve GÖLGEDEKİ İZLER..  2 kitap 10 TL ile bence harika bir başlangıç.. Sizcede öyle değil mi? 
  • Ve ilk okuduğum historical romance'm olma unvanına sahip yazar Loretta Chase ve 2 kitabı.. Yıllar  yıllar önce pdf den okuduğum kitabı SENDEN ÖNCE SENDEN SONRA ve BENİ AŞTAN ÇIKARMA kitaplarını ikize aldırdım. Not: Yayınevi kitapları o kadar karmaşık çıkarmış ki >.< kitapların hangi serilere ve sıralamsının ne olduğunu çözene kadar bizim beyin eror verdi bile. Ve evet doğru tahmin ettiniz bu iki kitap ayrı serilerin 3. ve 2. kitabı >.< Tek tesellim iki kitaba 10 TL vermiş olmamız. 
  • Diğer kitabımız Sophie Jordan'dan EJDER ATEŞİ, kitap hakkında hiç bir fikrim yok ikiz istiyordu aldık :) 5 TL olunca nedir necidir çokta sorgulamadık.
  • Doğan Kitabın bence efsane yazarı Guillaume Musso'dan SENİ BULMAYA GELDİM 5 TL'cik olunca hemen alındı. 
  •  Nora Roberts canavarı bir ikiz kardeş olunca ve kitaplıkta olmayan kitabı bulununca alınması kaçınılmaz. SICAK BUZ da Nora'lar arasında yerini aldı. Hele bir de fiyatı 5 TL olunca sorgusuz alınır.
  • Altın Kitaplar en sevdiklerimden. Sidney Sheldon'dan BANA DÜŞLERİNİ ANLAT, Thomas Harris'den SAPIK ve Patricia Cornwell'den MORG ÇIKMAZI alınanlar arasında. Daha fazla olsa dahasıda alınırdı zira 3 kitaba 15 TL    

Harika bir festivali daha geride bıraktım. Darısı Tüyap'ın başına.. 
Malum havalar soğudu fuarda bitti, öyle çokça gezmeler olmuyor. Onun yerine napıyoruz alıyoruz kitabımızı çayımızı ev ortamında sıcak sıcak kitap keyif yaparak 
 


 Bir sonraki fuar notları görüşmek üzere.. Sevgilerle As! ..















Kitap TANITIM: Emily Bleeker || SIR (Rüya Kız)

Herkese kocaman Merhabalar ;)

Uzun zamandır kayıp olan ben, kitap tanıtımı ile karşınızdayım. Sağolsun As! Kız'ınız bırakmıyor buraları da pek yalnız kalmıyor blog ;)

Peki ben neden yokum;
Yeni yürümeye başlayan bir oğlum var ve yeni yürümeye başladığı için bunca zamandır keşfedemediği evi (bu ev 140 m2) her bir köşesine varana kadar öğrenmeye çalışmakta. Ve bende anne görevi olarak peşinde dolanmaktayım.

Suskunluğumu İndigo Kitap'dan çıkan 

"Emily Bleeker || SIR" 
Kitabı ile son vereceğim. 




_güzel bir dönüş oldu bana ❤

ARKA KAPAK 

Bazen yalan söylemek zorunda kalırsın. 
Bilirsin ki sevdiklerini korumanın tek yolu budur. 

Yalan, karşınızdakini inandırabildiğiniz zaman amacına ulaşır. Lillian da yalan söylemek durumunda kalmıştı. Eşine, çocuklarına, dostlarına; kısaca hayatına dahil olan herkesi bu yalana inandırmak zorundaydı. Dave mutsuz bir adamdı, çok sevdiği eşinden ayrılmak istemiyor fakat mutluluğun özlemiyle yanıp tutuşuyordu. Hayat, kader, tesadüf. Pek çok insanın yaşamını alt üst eden bir kaza… Bunların hepsi gerçekti. Lillian ile Dave'in hayatı da, acı gerçeklerin trajik kesişmesiyle birleşmişti. Artık "sır" iki kişinindi ve gerçeğin her zaman ortaya çıkmak gibi bir huyu vardı. 

Bir uçak, sırlarıyla birlikte okyanusun derinliklerine gömüldü. Artık suyun üzerinde sadece yalanlar yüzüyordu. 


Kitabın ön yüzünde bulunan spot cümlesi sanırım okumak için yeterli,

Bknz: Artık SIR iki kişinindi.




Pekala, bizde bu sırra ortak üçüncü kişi oluruz :)

Not: Tanıtıma hazırlanırken yorumları okudumda ilk tepkim "neden bekletiyorum acaba! " oldu :( hakkat neden bekletiyorum?
Yayın evi sosyal medya takip etmek için;


Satın almak için; 

Ve puanlarına bakmak için; 

 (puanı çok iyi değil mi? :) )

Bir de şuracığa bir adet orjinal kapak bırakalım :)



Yazardan not vaaaarrrr !!!



Benden bu kadar, bir sonraki yazıda görüşmek üzere...

As!'den_Gizli Bahçe (Secret Garden) Kitap Tanıtımı

Geliyorrrr, geliyor... Cemiyet liderimiz, kibirli, kendini beğenmiş üper zekalı, karun kadar zengin Oppa'mız Kim Joo Won'umuzun kitabı SECRET GARDEN geliyor. 


Çok sevgili yayınevilerinden Olimpos Yayınları bence en büyük bombayı patlattı.  Kitap kurtları üstüne kore fanlarının en çok seveceği şey yan yana geldi. 

Efsaneleşen dramaların en başında yer alan Secret Garden artık kitaplığımızın en güzel yerinde olacak. Benden size minnak bir tüyo kitapla beraber harika şeyler de bonus olarak bizlerle olabilir :) sürprizler şahane ^^ 

Malum diziyi bilmeyen yok, o yüzden konusu hakkında çok detaya girmeyeceğim, sizi arka kapak yazısı ve bir kaç harika replikle baş başa bırakıyorum :) 


Önceden fark edemedikleri benliklerini, ancak ruhları yer değiştirdikten sonra fark eden iki kişinin kendi vücutlarını geri almak için girdikleri aşk kokan yarış.

“Parasız, tipsiz bir erkeği affetsem bile yumruğu yavaş bir erkeği affetmem.”
İstese de gizleyemeyeceği, ucuz makyaj yapsa bile göz alıcı bir güzelliğe sahip, “Neden aksiyon dublörlüğü yapıyorsun?” diye sorulduğunda “Kaderim.” diye yanıtlayıp gülümsemesiyle ışıldayan, yemek yedikten sonra kendi hesabını kendi ödeyen, kaba ve kötü biriyle karşılaştığında ona sert bir uçan tekme atan kız.
Gururum incinse de, bu garip kızı sürekli özlüyorum.
“Tanrı kesinlikle kadın olmalı. Bu yüzden beni yarattı.”
Zaman ve duygu israfı yapmak istemeyen, anlaşmalı evliliğin en iyi romantizm olduğuna inanan; düşüncesiz, olgunlaşmamış ve şeytani fikirlerine bakılırsa, Tanrı’nın bu insanı yaratırken bir an uyukladığı kesin. Başkasının acısını umursamayan, başkasının duygularını hiç umursamayan bu adam, tatlı ama bir o kadar da tehlikeli.




Alice harikalar diyarı sendromu
Bu bir akıl hastalığı.
Bir dürbünün yanlış tarafından bakıyormuşsun gibi.
Bir peri masalında yaşıyormuşsun gibi.
İlginç ve acı veren bir sendrom.
Bu sendroma yakalandığıma eminim.
Yoksa neden bu sıradan kızla yaşadığım her an masal gibi geliyor??

Gil Ra Im: Herkes bize bakıyor.
Kim Joo Won: Tabikii bakacak.Azönce fakir bir dublörü öptüm.Yakınlarda biri mağzamızın hisselerinden almışsa çabuk olup satması iyi olur.O mağzanın patronu bir kadına aşık oldu.Bu yüzden her şeyi mahvetme eşiğindedir.


Evet ilk kore dramamızın kitabına kavuşmaya az kaldı. Darısı diğer tüm efsane dramalarımızın başına <3 

Sevgiler kitap kurdu çılgın kore fanı As! kız xoxo


As!'den_Train to Busan_Kore Film Önerisi

Merhaba, sevgili pek kıymetli çhingulerim.. Nasılsınız bakalım? 

Bugün size farklı bir yazı ile geldim. Fark ettim ki ben size hiç film önerisinde bulunmamışım. Vee bende hemen açığı kapatıp size harika bir film önerisi ile geldim. 


YOLCULUK BİTENE KADAR CANLI KAL!

Hiç unutmam The Walking Dead dizisini zombilere bakmaya dayanamamaktan değil de birbirlerine aşık olan, dost olan ya da ne bileyim en yakını olan kişilerin zombi olup onları yemeye çalışmalarına dayanamadığımdan izlemeyi bırakmışım. Bu filmden sonra ne kadar doğru bir karar verdiğimi de bir kez daha anladım (aferinler bana gelsin)


Filmi izlerken oğlum sen korku dolu gerilimli filmsin kendine gel, nedir beni salya sümük ağlatmalar falan bi dur bi silken. Yo yo filme başlarken haliyeti ruhiyem kesinlikle yerindeydi Gong'cuğumla kavuşacağım diye musmutlu bir haldeydim hemde ta ki filmin son 20 dakikasına gelene kadar.


Efenim kısaca (!) filmden bahsedeyim sizlere. 

 Bir babamız var (Gong Yoo), adam efsane, babalık bile o kadar yakışmış ki kendisini artık her rolde izlediğimden hiç bir eksiğim kalmadı :) Gong Yoo biraz işkolik, bir şirketin sermaye müdürü, annesine, eşine - ki eş bu duruma katlanamaz ve Gong'cuğumu terk edip Busan'a yerleşir ve kızınıda Gong'un yanına bırakır ama kendisi de kızı ile gerektiği kadar ilgi göstermez. İlgisiz büyüyen kızını doğum gününde annesine götürmeye söz verir ve doğum gününün sabahında Busan'a giden ilk trene binerler.  


 

Kızımız ise her şeye rağmen babasını çok seviyor. Onun için okul da şarkı bile söylemeye çalışacak kadar çok hemde.. Küçük zillinin oyunculuğunu çok ama çok beğendim. Tepkileri ve elbetteki yüzüne yansıyan korkusu o kadar gerçekçiydi ki, evet sanırım gerçekten zombi gördüğümüzde yüzümüzün alacağı şekil tam olarak o ! 


Tren içerisinde yakından tanımaya vesile olacağımız evli ve bebek bekleyen bir çift, ablasıyla Busan'a gitmeye çalışan kardeşler, beysbol takımı ve takım oyuncusuna aşık olan bir genç kız ve Busan'da bir şirketin Ceo'su olan Allah'ın belası bir adam mevcut. Tren personelini de es geçmeyeyim. 

Bir tesis var bu tesis Gong'un çalıştığı şirketin bir ayağı. bir gün tesise giren bir araba acelesi olduğunu söylerek bina çıkışında steril olmuyor ve arabayı öylece çıkarıyor. Biraz yol almıştı ki bir kaza oluyor ve ceylana çarpıyor. Heh işte tüm olayları başlatan şey de o araba ve ceylan. Mutasyona uğrayan mikrop insanlara bulaşıyor ve Busan'dan Seul'e kadar ulaşan bir zombi çılgınlığı başlıyor.



Her şeyden habersiz trene binen yolcular oturdukları yerin keyfini sürerken, tren personeli yaralı bir kıza yardım etmek ister, işte o yaralı kız zombi olmak üzeredir ve tam o esnada personeli ısırır ona da bulaşan mikrop o kadar hızlı yayılır ki bulundukları vagon anında zombilerle dolup taşar. 



Son bir gayretle kendilerini bulundukları vagona kapatırlar. Gong ve yeni baba olmaya aday sevgili eş bence filmin kesinlikle kahramanları.. <3 İşte artık olay tam bir kim kaçarsa ve ısırılmazsa kurtulur olayına dönüşür. Baba ile kızın o kadar dokunaklı sahneleri vardı ki. Hele Gong'un keşke kızımla daha çok vakit geçirebilseydim pişmanlığı. İzlerken bizi yaralayıp yıkıyor. Evet filmi izlerken ciddi anlamda korkuyorsun ve evet kesinlikle ışıklar açık izlenmeli ama mendilleri de yanınızdan eksik etmiyorsunuz.




Oyuncuların hepsi çok başarılıydı, görsel desen aman Allah'ım.  Aksiyonun, korkunun ve gerilimin bir an bile düşmediği bir filmdi. Hele ki Gong off bu adam için o kadar şey yazıp çizebilirim ki. Filmde ki tek sorun neydi biliyor musunuz ? Gong'cuğumun o şahane yürekleri 250 derece ısıtan gülüşünden mahrum kalmamız. Artık oda nazarımız diyelim yüreğimize taş basıp izleyelim.






Film ile hayata kısa mola vermek isteyenlere şiddetle tavsiyemdir efenim dostlar.



 

 Sizi filmin şahane Türkçe altyazılı fragmanı ve film künyesi üstüne de Asi'den bonus olarak izleme linki ile baş başa bırakıyor bir sonraki yazımda görüşmek üzere diyorum.. Sevgiler As!




Kıyamam size bu da karakterlerle ilgili bonus fragmanımız olsun o zaman :)




  Film Hakkında


Adı: Train To Busan 부산행
Tür: Dram, Aksiyon, Gerilim, Fantastik
Yönetmen: Yeon Sang-Ho
Senaryo: Park Joo-Suk, Yeon Sang-Ho
Yapımcı: Lee Dong-Ha, Kim Yeon-Ho
Görüntü Yönetmeni: Lee Hyung-Deok
Müzik: Jang Young-Gyu
Dağıtımcı: Next Entertainment World
Yapım Şirketi: RedPeter Film
imdb: 8.0
Süresi: 118 Dakika
Yapım Yılı: 2015 - 2016
Gösterim Tarihi: 20 Temmuz 2016
Gişe: 99 Milyon Dolar
Ülke: Güney Kore
Dili: Korece

Konusu
 Yıkıcı bir virüs Güney Kore’yi etkisi altına alır. Bu sırada Seul’den Busan’a gitmekte olan trendeki yolcular hayatta kalma mücadelesi verir.

TIK TIK
İzleme Linki

 Bol kitaplı çokça k-dramalı günler bizlerle olsun efenim \^o^/

As!'den_Moonlight Drawn By Clouds_Drama İncelemesi


Merhaba, yine ben geldim, nasılsınız bakalım? Ben yine bugüne şükrederek hayatın akışında kulaç atmaya devam ediyorum.. Umarım sizlerde kulaç atmaya devam edenlerdensiniz. 



Size izlediğim diğer tarihi dramanın incelemesi ile karşınızda olacağımı bu ekranlarda söylemiştim. 

Tarihi dramalarla olan imtihanım hali hazırda son sürat devam ediyor. Birinin bölümü bitiyor ardından hemen diğerinin bölümü geliyor.  Çılgınlar gibi G.Kore tarihinin içerisine gömülmüş durumdayım. Adamların tarihi o kadar sebze çorbası ki, bir ömür izlesem yine anlamam yine anlamam.  




Efenim dizimiz yine bir G.Kore eski dönemin krallığında geçmektedir. Veliaht prensimiz Hyomyeong, bir yandan kendisini tahta oturtmak istemeyen kişilerle baş etmeye çalışırken diğer 
yandan ise kalbini ummadığı birine kaptırmanın zorlu mücadelesini veriyor. 

Ay adamların o kadar kötü karakterleri var ki, ben prens olsam hepsini tek tek ipte sallandırırdım o kadar nefretlik adamlar. Prensimin kalp ağrısı yetmezmiş gibi bir de bu gudubetlerle uğraşıp duruyor.  








Veliaht prensimizin karakteri, kötülerle uğraşan, okumayı seven, zeki, sevecen, kral heyetinin karşısında soğuk ve korkutucu bir duruşa sahip olsa da sevdiği insanların yanında dünya tatlısı pamık kalpli bir adama dönüşeveren ponçik biridir. Bence benim diziyi izleme sebebim kesinlikle o halleri. O kadar tatlı bir gülüşü var ki Rabbim tırnak içine alıp yüreğimize sunuyor sanki.  







Ve maalesef ağlatıyorlar prensimi hem de çok. O içine akıttığı gözyaşları, insanın kanını akıtıyor sanki.  Prensimizi çokça sevdiğim Park Bo Gum canlandırıyor. Epeyce dizisini izlemişliğim var ve her karesi aklımda kalanlar Reply 1988 ve Hello Monster dizileri.  Yüz mimiklerini ölümüne kullanabilen izledikçe anasının yavrisi deyip bağrıma basmama neden olan sevilesi adam.







Tabi her adamın kalbini çalan bir hatun her zaman vardır dimi? Biz bunu bu dramalar sayesinde öğrendik :p Prensimizin de kalbi çalınıyor hem de gizemli biri tarafından, onun adı Hang Ra  On, aman sakın diyim yerin kulağı vardır, kimseler bu ismi duymasın bilmesin. Çok gizemliyiz çok.

 Bu kız ne ara bu kadar büyüdü ne ara başrolde kör kütük aşık olacak yaşa geldi hiç anlamadım. Kız resmen elimde büyüdü :D Buradaki rol kendisinde o kadar sevimli durmuş ki çocuk rollerde oynadığı günler akılma dahi gelmedi. Çok başarılı çok. 

Hang Ra On'nun annesi onu daha küçükken bazı nedenlerden dolayı erkek kılığına sokar ve genç kız olduğunda bile ortalıkta erkek kılığında dolaşır. Yolu bir şekilde - ki bu kısımları izlemek çok eğlenceliydi - saraya tam olarak Prens'in dibine harem ağası olarak düşü veriyor. 



Karşılaştıkları her sahnenin hakkını veren prens ve erkek kızımız (!) birbirlerine resmen en çok hangimiz birbirimize eziyet edebiliriz yarışına giriyorlar. Ra On'un saraydan tüm kaçma girişimlerine çomak sokan prens bu uğurda parmağını bile feda etti daha ne olsun :p 


Size ancak ben eziyet ederim çonammm.  Hizmette kusur yok paşam ay aman çonaam   

 Aha sözde harem ağasının Prensini güneşten ve tüm kötülüklerden koruması ciddi anlamda takdirlik. 


Bir çok sahnede sesli gülmek garanti. Ama hep gül gülde bi yere kadar değil mi? Devreye o ulvi, tarifi imkansız yaşayamayanın bilemeyeceği (yani benim :p) aşk girince, hüzün, gözyaşı çokça da kıskançlık devreye giriyor.

Başlarda prens tüm muzip halleriyle Ra On ile uğraşsa da zamanla bu durum kalp ağrısına kadar ulaşır. Ben bir erkeğe nasıl ilgi duyarım bu olsa olsa sadakatine duyulan minnettarlıktır diye düşünüp kendisini avutur. Ta ki, Ra On'nun erkek olmadığını öğrendiği sahneye kadar. Onu şans eseri elbise ile gören prens gözlerine inanamaz  -,- mendilleri hazır edin korecanlar bu anlarda zırıl zırıl ağlamak serbest. 

Off mutlulukla bakan gözler nasıl dolabilir ya biri bana izah etsin lütfennnn:'(  

 Aslında prensimizin onu elbiselerle ilk görüşü değil. Bir eğlence sırasında karşısına gelen peri kadar güzel olan kızı Ra On'a benzetir ama bir türlü konduramaz, zira onun bildiği Ra On erkektir. 



 Prens, Ra On'nun yıllar öncesi kaybettiği annesini bulur, annesinin tüm insanlardan hatta kızından bile kaçması için büyük bir nedeni vardır. Bu bölümü izlerken - ki bu son yayınlanan bölümler oluyor - çok kızdım prense, hayır yanı bırak terk etmiş gitmiş, bulup napacan sana mı kaldı bulmak :(  


Ayy SPOİLER olacak belki ama söylemeden edemeyeceğim. Ra On'nun kimliği ortaya çıktığında ve kötü adamlar hain olduğunu söylediğinde, maalesef prenste buna inanıyor ya hani - ya da inanmış gibi rol yapmışta olabilir tam olarak kestiremiyorum - heh işte o sahneler çok dokunaklıydı. Prensin gözlerinde ki hüzün, yedi bitirdi beni -,-


Tüm bu olayların ardından ayrılık anı geldi ve çattı işte. Senaristlerden muhteşem bir birleşme bekliyoruzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzz  

Sıra gelsin dizinin ikinci adamına, kendisi hala iyi mi kötü mü, iyinin yanında mı yoksa kötü ile sonuna kadar gidecek mi bilinmez ama prensin çocukluktan beri güvendiği tek insandır. Umuyoruz ki prense ihanet etmeyecek, ama işte senaristlere güven olmayacağını biz korecanlar olarak çok acı yollardan öğrendik, karşımıza ne çıkaracaklar hiç bilinmez.




İki yiğit çıktı meydane ikisi de birbirinden merdane




Dizinin olmasa da olur, olan elemanları da var tabi, kralın bakanlarından olan (adı gereksiz olunca bilemedim şimdi) adamın torunu Yoon Sung. Dede ne kadar korkunçsa torun o kadar şefkatli sonunda bizi çok üzmese bari.. 


Bakmayın böyle gereksiz dediğimde, gerektiğinde epey gerekli de olabiliyor aslında. 

Bknz; bu sahnede o olmazsa prensimizin hali ne olurdu bilinmez.

Bir iki karakterimiz daha var, ilk başlarda hafif (!) kilolu olan sonrada zayıflayıp tığ gibi karşımıza çıkan prenses, prensimiz ile kızın bir araya gelmesine bi yerde vesile olan katip ve  prens ile amaçsızca evlenmeye çabalayan yüzsüz kız. Bunlarda diziye renk katan diğer karakterlerimiz. 



Benim diyeceklerim bu kadar sevgili çhingulerim. Bakalım dizinin sonu bize ne gösterecek. Umutluyum ben, güzel bir son bizimle olacak. Bu tarihi dizilerden sonra başka tarihi dizi izler miyim izlesem de sever miyim bilmem. En son tarihi dizilerde Hong Gil Dong'u izleyip çok ama çok beğenmiştim sonrakiler bana göre hep çıtır çerezdi ve sorsanız zor hatırlarım ama bu iki drama ciddi anlamda çok başarılı, yıllarca unutmam. O yüzdendir ki şiddetle tavsiye ederim sizlere. 

Olmaz olmazım ost'um da var elbet. Hem de ost'ların kraliçesi Baek Ji Young seslendiriyor 


Evetttt bir incelemenin daha sonuna geldik. Umarım memnun kalmışsınızdır. Bir sonraki incelemede görüşmek üzere sizleri dizinin künyesi ile baş başa bırakıyorum... 




Adı: Love in the Moonlight | Moonlight Drawn By Clouds 구르미 그린 달빛
Tür: Tarih, Romantik, Komedi
Yönetmen: Kim Sung-Yoon
Senarist: Yoon Yi-Soo (webtoon), kk (webtoon), Kim Min-Jung, Im Ye-Jin
Yapımcı: Kang Byung-Taek
Yayıncı: KBS2
daum: 10.0
Bölüm Sayısı: 18
Yapım Yılı: 2016
Yayın Tarihi: 22 Ağustos 2016 - 18 Ekim 2016
Yayın Günleri ve Saati: Pazartesi & Salı - 21:55
Dili: Korece
Ülke: Güney Kore
Konusu
Hong Ra-On (Kim You-Jung), erkek kılığına girerek kadın olduğunu gizler ve erkeklere kadınlarla olan ilişkileri hakkında öğütler verir. Bir müşterisi için yazdığı bir aşk mektubunun aracılığıyla Veliaht Prens Hyomyeong (Park Bo-Gum) ile karşılaşır. Hong Ra-On, ne onun Veliaht Prens Hyomyeong olduğundan ne de Veliaht Prens Hyomyeong, Hong Ra-On’ın bir kadın olduğundan habersizdir. Veliaht Prens Hyomyeong, Hong Ra-On’a karşı ilgi duymaya başlar.


 Hayatımızın her anında bizi seven, bize dert ortağı olan, sadece iyi değil kötü günümüzde de bizimle olan insanlarla karşılaşmamız dileğiyle. Kitapsız ve K-dramasız bir tek günümüzün dahi geçmemesi dileğiyle.. Sevgilerle As! 

























 


BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI