Gizli Bahçe The K2 Shopping King Loui Sarai Aşkın Kokusunu Aldım Bir Anda Aşk Eğer Benimle Olsaydı Büyü Cindrella and Four Knights Hayat Işığım Love in the Moonlight Piyon Moon Lovers Scarlet Heart Ryeo Tutku Oyunları Serisi İzabel Şeytan Tüyü - Yakın Mesafe

KİTAP YORUMU: MARİANNE KAVANAGH || Belki Bir Gün /Serpil KIR

Kitapla Mola Blog Ekibi olarak bu kez karşınıza #okumaetkinligi ile çıkıyoruz.
MARIANNE KAVANAGH || BELKİ BİR GÜN 

"Ya dünyada seni mutlu edebilecek tek bir insan varsa?"

Kitap kapağında bulunan bu spot cümle herşeyin başlangıcı. 

Kitabı okuma isteğiniz önce bu cümle ile başlıyor, daha sonra kapağın güzelliği ile ve son olarak da arka kapak yazısına vurulmakla start veriyoruz okumaya.

HİÇ TANIMADIĞI BİRİNE ÂŞIK OLUR MU İNSAN? 

Bu kitabı okumadan önce de bu sorumun cevabı "EVET" olurdu. Ama kitabı okuyunca neden buna inandığımı bir kez daha anladım.  

Ruh eşin bir yerlerde seni bekliyor! Sen onun yarısı ve o senin diğer yarın. Evet, insan tanımadığı birine aşık olabilir. Hele ki bu kişinin ruh eşin olduğunu hissediyorsan.


Tess ve George de yıllarca karşılaşmayı beklediler...

Tess'in en yakin arkadaşı Kirsty, Tess için  en ideal erkek olduğunu düşündüğü George ile aralarına yapmakta ve onları bir araya getirmekte kararlıdır. Herkes ama herkes bu ikisinin birbirleri için yaratılmış olduğunu düşünüyor. Ama ne var ki Tess'in hayatında başka biri vardır ama bu durum yinede George'i merak etmesine engel değildir. 
Her defasında birbirlerini teğet geçen bu ikiliyi okurken "yine mi olmadı" diye yakınmanız garanti. Öyle bir an geliyor ki Tess gibi sizde bu kez olacak diyorsunuz ama olmuyor. 
Metroda, düğün davetinde ya da George ve grubunun çaldığı barlarda hiç yanyana gelemiyorlar. (Ama aslında geliyorlar farkında değiliz 😄)

Üstelik zamanla hayatlarıda zorlaşmaya başlıyor.  George yeni tanıştığı Stephanie  (cadoloz) ile birlikte Amerikaya gitmeye karar verip müzik grubunu dağıtmıştır. Halbuki piyona başında harikalar yaratıyor ve bir gün ünlü olacağına inanılıyordu. Tess, hiç görmediği ama kalbinde kendini yakın hissettiği bu adamın gidişine düşündüğünden fazla üzülür. Belki de bırakmanın zamanı gelmistir diye düşünmeye başlıyor ve hayatına devam ediyor.

___yine bu ikilinin bir araya gelme çabalarından birinde Tess'in George için hazırladığı yemekler ve heyecanına tanıklık etmek müthişti. Ama "birşeyler" oluyor ve George gelemiyor :( 
BELKİ BİR GÜN  diye yoluna devam ediyor Tess.



George artık Londra'da değildir. Ve Tess Dominic ile ilişkisine devam ediyor. Hatta olayı daha ileri bir boyuta taşımaya karar veriyorlar. 

Aradan geçen onca yıla rağmen hala akıllarında soru işaretleri kaliyor bu ikilinin. Arkadaş çevresi ortak olduğu için geçen bu yıllarda birbirlerinden hep haberdar oluyorlar...

Ve bir gün, Geroge'nin kısa süreliğine Londra'ya gelmesiyle beklenen an geliyor...

___bu kısımları kalbiniz pırpır ederek  okuyacaksınız. Geçen bunca zamanda birbirlerini nasıl teğet geçip karşılaşamadıklarını ama aslında bir çok defa farkında olmadan karşılaştıklarını Geroge'un ifadesiyle okuyoruz ve ona aşık oluyoruz 😉

Aradan geçen bunca zamanda herşey daha da zor durumda bırakıyor ikiliyi. Geroge'un evliliği ve kızı, Tess'in zorlamaktan yorulduğu bir ilişkisi var. 
Birbirlerine veda ettikleri o sahnede BELKİ BİR GÜN  yine karşılaşırsınız diyoruz. Ama işte kocaman bir BELKİ var giriyor aralarına.

Gerisi tabiki kitabın içinde. 



Bu kitabı okurken ana karakterlerimiz Tess ve George oluyor lakin Kirsty, Ellie, Mo, Rhys, Walter. Hepsinin hayatına tanıklıkediyor ve hepsine bayılıyorsunuz. Stephanie dışında 😡 adı batasıca.

Son sayfayı kapattığınızda yüzünüzde bir tebbesüm olacak ve bir müddet orada kalacak. 

Yazarın ülkemizde bu kitap dışında çıkmış kitabı yok. Zaten yayınlanmayanda bir tane kitabının olduğunu gördüm ve bence büyük kayıp!  Umarım daha çok yazar...

Okuma Etkinliğimiz devam ediyor ama benden şimdilik bu kadar. Alıntılar ve diger yorumlar için  (bakalım kızlar ne demiş) bizi takip etmeye devam edin...

Sevgilerle...




Susan Elizabeth Phillips || Chicago Stars Seri Tanıtımı : Serpil KIR (Rüya Kız)


Kitapla_Mola Blog Turu
Susan Elizabeth Phillips || Chicago Stars Seri Tanıtımı 



Herkese merhaba...

Kitap okuyanların "vazgeçemediğim yazarlar" diye bir gerçeği vardır. 
Ne yazsa okurum...
Neden her ay kitabı çıkmıyor...
Keşke hiç bitmese...
Yavaş yavaş okuyorum...
Galiba karaktere âşık oldum...

Ve daha bir sürü şey söyleriz okurken.
İşte Susan Elizabeth Phillips de bu yazarlardan en kıymetlisi..

Biz kendisini "Chicago Stars Serisi" ile tanıdık ve epeyce de bir sevdik.
Seri tanıtımına geçmeden önce, Rüya Kız'ın  KİTAP YORUMU ve ALINTILAR  'ı okuyabilir, As! Kızın muhteşem CAST incelemesine bakabilir  , Vemutluson blogundan yazar ve çıkmış kitaplarını inceleyip Goodreads 'den Yazarın diğer kitaplarını inceleye bilir, çok daha fazlasını görmek içinde buradan bookstagramımızdan bizi takip edebilirsiniz...

Chicago Stars Serisi 8 kitaptan oluşan bir hazine...
Ve biz bu hazinenin sadece 7 kitabına sahip olduk.


Kitap Sıralaması ve Karekterleri

Bknz:

1.Kitap: Aşkta İlk Çeyrek -Phoebe / Dan
2.Kitap: Kalbinde Bir Yer Aç -Gracie / Bobby Tom
3.Kitap: Sensiz Olmaz -Jane / Cal
4.Kitap: Küçük Bir Hayal Kur -Rachel / Gabe
5.Kitap: Ah Şu Kalbim -Molly / Kevin
6.Kitap: Aşk Çok Yakında -Anabella /Heart
7.Kitap: Doğuştan Çapkın -Blue/Dan
8.Kitap: First Star I See Tonight -Piper / Cooper Graham
 


(orjinal kapaklar)


Şimdi kitaplarımızı inceleyelim.
Serinin ilk kitabına başladığımızda başımıza geleceklerden habersiz olmamız ne güzeldi. :( Sonra tadına vardık ve baharı bekleyen kumrular gibi (damardan bir parça çal kemancı) devamını bekledik durduk.


AŞKTA İLK ÇEYREK 

Chicago Stars serisinin ilk kitabı olup.

Amerikan futbolu oyuncularına start vermiş bulunuyoruz….

Phoebe Somerville babasının cenazesine katıldığında bıraktığı izlenim istediği bir şeydi. Bu pervasızlığını babası göremesede, ona bunu yaşattığı için büyük keyif aldığı her halinden de epeyce belli oluyordu.

Tek istediği cenazeye katılıp geldiği yere geri dönmek ve babasının ona bıraktığı mirası da beraberinde götürmekti. Babasının kurucusu olduğu  Stars futbol takımını kim istiyorsa alabilirdi.

Hesaba katmadığı en önemli noktayı kaçırmasaydı iyiydi tabi :) bu nokta da, babasının ölse bile Phoebe ile oynamaktan vazgeçmemesidir.

Phoebe’nin bu mirası almak için gerekli olan tek şartı yerine getirmesi gerekmektedir. "Stars takımına şampiyonluğu yaşatmak, Phoebe için versace elbisesinden vazgeçmek kadar imkansızdır."

İşin içine, sinirli, asabi ve bir o kadarda kaba Koç Dan girince Phoebe için bu şart yerine getirilmesi zor bir hal alır…

Dan ile Phoebe birbirlerine zıtlaşmak konusunda pek çaba harcamazlar zira her ikisininde mizaci buna fazlaca musait :) 
Phoebe’nin uğur getirdiği için, maçın ilk çeyreğinde saha kenarında olması, giydiği kıyafetlerin Dan'ı çıldırtması ve sarı saçları yüzünden bıraktığı izlenim yüzünüzde tebessümle okuyorsunuz.

Ve elbette Phoebe’nin geçmişinden  kaçmasına neden olan sırrı öğrendiğimde  ve Dan için yaptığı fedakarlığı kalbiniz burkularak okuyacak, empati kurmaya baslayacaksınız.


KALBİNDE BİR YER AÇ 

Tek kelime ile MÜKEMMEL bir kitap! 


Chicago Stars serisinin yayınlanan ikinci kitabını da keyifle okuyacak ve yazara olan düşkünlüğünüz artacak.

Söz olsun diye söylemiyorum, elimde olduğu o üç gün boyunca her satırından zevk alarak okumuştum…

Hani şurası olmasaydı iyi olurdu diyebileceğiniz hiçbir yeri yok kitabın…
Yazarın kalemini zaten serinin ilk kitabından biliyor ve severek okuyuduysanız, bu kitaba ondan çok daha hayran kalacaksınız.

Bobby Tom Denton’u Aşkta İlk Çeyrek kitabından tanıyıp sevmiş ve merakla onun kitabınıda, benim gibi okumak istemiştiniz muhtemelen. Ve işin en güzel yanı ilk kitapta neyse kendi kitabında da oydu. Kısaca herhangi bir acı, derbeder ve yara içerisinde değildi. 

Futbolu bırakmak zorunda olmasının dışında elbette, ki bu her futbolcunun başına gelebilir bir durummuş :)

Artık o, bir film yıldızı olma yolunda ilerlemektedir. Her ne kadar kendisi emin olamasa da bir kere sözleşme yapmıştır ve film doğduğu kasabada çekilecektir.

Yapım şirketinin, sete geç gelmesini önlemek için ayarladığı refakatçi Gracie Snow, onu en kısa sürede sete götürmek için görevlendirilmiştir. Elbette Bobby Tom buna şiddetle karşı çıkar ve aralarında kovalamaca başlar…
Kazanan Gracie'dir ama iki günlük seyahat bir haftaya uzar.

Bu uzama sete vardıklarında Gracie pahalıya patlar ve işten kovulur..
Artık yeni bir işi vardır ve patronu ne derse onu yapmak zorundadır. Sahte nişanlılık söz konusu olsa bile….

Konu böylece başlar, aralarında ki dialoglara kahkahalarla gülüp ve bazı yerlerinde hüzünlenmeniz garanti.. Her duyguyu tadında yaşatan bir hikayeydi. Ben kitabın içinde bir başka aşka da şahit oldum ve o da benden tam puan almıştı  diyebilirim…


SENSİZ OLMAZ 

Günümüz hikayelerinden sağolsun yayınevleri, okumayı sevdiğimiz yazarları tek tek sandığa koyunca elimizde bir tek Susan Elizabeth Phıllıps kaldı... İyi ki de kalmış yoksa nasıl mutlu olabilirdik ;)

Yazarın kalemi şu hep dediğimiz sıkmayan, aytıntıya girip de bizi kasmayan cinsten.. Çok tavsiye edeceğim günümüz yazarı vardır ve kesinlikle "Susan Elizabeth Phıllıps" sıralamanın ilklerinden olur. Bunu da şuracığa not olarak düşelim. 

Chicago starsın oyun kurucusunu televizyonda ilk gördüğünde, aradığı aptal baba adayının en uygunu olduğuna karar veren Fizik Profesör'ü Jane, sıkı bir planla karşısına çıkar. 

Bir daha karşılaşmayı ummadığı Cal Bonner, namı değer Bombacı, Jane'nin planını öğrendiğinde intikam duygusuyla dolup taşar ve Jane'i gözlerden uzak doğup büyüdüğü kasabaya götürür...

Birbirleri hakkında öğrendikleri gerçekler,  Cal ve erkek kardeşlerinin sıra dışı hayatı -ki sonraki kitaplarda epeyce karşılaşıyoruz kendileriyle- sizleri epey etkileyecek.

Olayların ve duyguların ardı arkası kesilmeden ve nasıl bittğini anlamadan sonuna geliyorsunuz kitabın...

Ayrıca yazarın en sevdiğim yanı, Kitabın içinde farklı aşlara da yer veriyor olması :) Kim olduğunu okurken öğrenin ve bağrınıza onlarıda basmak için yer açın  ;)


KÜÇÜK BİR HAYAL KUR

Yazar bu kitapta daha çok duygusal yanımıza dokunuyor. 
Bir önceki kitaptan da kendisine aşina olduğumuz,  trajik bir kazada karısını ve çocuğunu kaybeden yaralı kalp Gabe Bonner'ın ve beş yaşındaki oğlunun hayatını kurtarmaya çalışan Rachel Stone'in hikayesini okuyoruz.

Ama nasıl okumak! Bir anne düşünün, oğlunu mutlu edebilmek için elinden ne gelirse yapmaya hazır. Üstelik cebinde silahla dolaşan bir adamın yanında kalmaya bile razı. Neden? Çünkü oğlunun burada mutlu olduğunu biliyor. Ama Gabe bu durumdan rahatsız. Bu iki evsiz, kaybettiği ailesini hatırlatıyor kendisine.

Hikaye böyle başlıyor ama tabiki bu şekilde devam etmiyor. 

Daha önceki kitaplardan da tecrübe edindiğimiz üzere bu kitapta da ikinci bir aşk var. Bonner kardeşlerin üçüncüsü ve rahip! olanı :) gerisi kitabın içinde  😉


AH ŞU KALBIM 


Acaba hala bu yazarı okumayan var mıdır?  Benim ki de laf yani şimdi tabikisi yoktur diyerek kendimi avutuyorum 😉

Zira bu yazar günümüz hikayelerinde kaçırılmayacak bir kaleme sahip ve okurken hem güldürüp hemde ağlatabilen (evet evet hepsini yaşayacağınıza eminim) nadir yazarlardan....

Molly Somerville, Tavşan Daphne çocuk kitapları serisinin yaratıcısı olarak kariyerinden memnundur ama hayatının geri kalanı o kadar da iyi değildir. Kendisine miras kalan on beş milyon doları bağışlamadan önce bile başına bela açma eğiliminde biri olarak tanınmaktadır. Bir de ablasının sahibi olduğu Amerikan futbol takımının yıldız oyuncusu Kevin Tucker'dan uzun zamandır hoşlanmaktadır. Çapkın, çekilmez ve inanılmaz yakışıklı olan Kevin ise onun adını bile bilmemektedir.


Bir gece Kevin, Molly'nin pek de mükemmel sayılmayan hayatına dalıp onu altüst eder. Ne yazık ki bu Ferrari süren, kanişlerden nefret eden, kalın kafalı sporcu aslında Molly'nin tahmin ettiği kadar boş biri değildir ve genç kadın çok geçmeden kendini Wind Lake isimli bir yerde bulur. Sevimli kulübeler ve eski tarz, sıcacık bir pansiyonun bulunduğu bu kasabada Molly ve Kevin, hayattaki en önemli derslerden birini öğrenecektir…


AŞK ÇOK YAKINDA 

Heath Champion ile aslında diğer kitaplardan tanışıyoruz. Kendisi spor menejeri olur. Ve tabikisi onunda bir hikayesi var 😉 

Annabelle'in bir türlü sonuca bağlayamadığı işleri, bozduğu nişanı yüzünden özel hayatı, hatta saçları bile darmadağınıktır! Ama bu durum değişmek üzeredir çünkü büyükannesinin çöpçatanlık işini devralmıştır. Tek yapması gereken şehrin en yakışıklı menajerini müşterisi yapıp kısa sürede en meşhur çöpçatan olmaktır.

Peki zengin, ateşli ve muhteşem spor menajeri Heath Champion neden bir çöpçatana ihtiyaç duymuştur? Özellikle de söz konusu çöpçatan Annabelle Granger gibi kızıl saçlı bir baş belasıysa. Annabelle eğlenceli ve ilgi çekicidir ama Heath mükemmel eşin peşindedir. Ve sıradışı bir eş için sıradışı bir çöpçatana ihtiyacı vardır!

Kısa süre içinde Şikago'daki herkesin kafasında aynı soru belirir: Kararlı çöpçatan, en iyi müşterisini memnun etmek için her şeyi yapacağına söz verdiğinde, gerçekten de her şeyi mi kastetmiştir? 


DOĞUŞTAN ÇAPKIN 


Bomboş bir otobanda muhteşem bir futbolcu, kunduz kostümlü bir kadın… İşte, hayat bu kadar komik olabilir.

Yol kenarında başsız bir kunduzun yürüdüğünü görmek her gün karşılaşılabilecek bir manzara değildir. Chicago Stars'ın oyun kurucusu Dean Robillard'ın destansı yaşamında bile... Dean yeni spor arabasının frenlerine asılıp kunduzun yanında durur ancak kunduz, kocaman kuyruğu sallanırken küçük, sivri burnunu havaya dikerek yoluna devam eder. Hem de tam gaz. Çünkü kunduz çok öfkelidir…

Bu kesinlikle bir dişi kunduzdur çünkü başının olması gereken yerde, terle ıslanmış, koyu renk, atkuyruğu saçlar görünmektedir. Kendi sıkıcı yolculuğunda aklını dağıtacak bir şey için yanıp tutuşan Dean kapıyı açıp Colorado'ya giden yola adım atar…

Eğlenceli, romantik ve dokunaklı… Doğuştan Çapkın unvanını kaybetmek üzere olan bir altın çocuk ile kendinden başka kimseye güvenmemesi gerektiğini öğrenmiş, cesur bir kadının unutulmaz aşk hikâyesi....


*************


Ve bu kitapla Chicago Stars Serisine son veriyoruz... Aslında Goodreads'e göre son bir kitap daha var ama Pegasus Yayınları onu bizlerle buluşturmadan " Wynette, Texas" serisine start verdi. Başımızın üzerinde yeri var...



As!'den_Susan Elizabeth Phillips by Glitter Baby (Taş Bebek) _Cast_İncelemesi


Herkse Selam 🙋 Nasılsınız bakalım?  Ben her zaman ki gibi süperim, rabbim bozmasın..


#kitapla_mola bookstagram kızları olarak harika bir tura başladık ve okuduğumuz kitabın muhteşemliği turu bin kat daha zevkli bir hale getirdi.

Sevgili @pegasusyayınları sponsorluğunda başlatılan Susan Elizabeth Phillips TAŞ BEBEK kitap turumuzun detaylarını burdan , yazar tanıtımını buradan  ve yorum 🔺 alıntıları buradan inceleyebilirsiniz.

Ekibin cast canavarı olarakta "film olsaydı kim oynardı" işi de bana kaldı 😋 Efenim gururla ve mutlulukla cast incelememizi huzurlarınıza taktim ederim 😋. Şahsen kişiler tam hayalimde ki gibi oldu, umarım sizlerde beğenirsiniz.

→ İncelemeye ilk olarak, sanırım kitabın bel kemiği  Allah düşmanımın başına bile böyle bir ana vermesin diyebileceğimiz annemiz 


BELİNDA BRİTTON SAVAGAR ile başlamak istiyorum.. 

Diyor ki kitap; Belinda Britton. Harika gözler, harika göğüsler, yetenek sıfır. 



Gençliğinde Hollywood'un en ünlüsü olma hayali kuran, ama çaldığı her kapıdan geri döndürülen Belinda karakteri benim için 7'den 70'e herkesin kalbini çalan Meryl Streep'den başkası olamazdı. 









Belinda tam bir serseri çocuk James Dean hayranı, bir gün onu hiç ummadığı bir anda görür ve bu o onu ilk ve son görüşü olur. Trafik kazası geçirip öldüğünü öğrendiği gün hayatının en kötü günü olmalıydı, aslında başlarda da öyleydi ama karşısına çıkan çapkın aktör Errol ona bu acı kaybı romantik bir şekilde (artık onlarda ne kadar romantiklikse bu) unutturur. Evet, Hollywood'un efsane aktörü Errol Flynn'den bahsediyoruz. Kendisi Belinda'n yaşamını bambaşka yerlere sürükler. Errol'cuğuyla dolu dolu geçirdikleri 3. ayın sonunda kendisini karnındaki bebeğiyle terk edilmiş bulan Belinda başlarda ne yapacağını bilemez ve işte bu noktada devreye Errol'un arkadaşı Alexi girer.


Belinda'ya Savagarin soyadını veren nam-ı diğer ALEXİ NİKOLAİ VASİLY SAVAGAR


Kitapta Fransız lafı geçince aklıma ilk gelen adam kesinlikle Stanley Weber'den başkası olamazdı. Alexi kitabın başlarında sempatimizi kazansada sonlarına doğru sapkın düşünceleri ile adeta kanımızı donduruyor. Aha üzgünüm bu yinede kalbimi çalan Fransız erkeğim Stanley olmasını engelleyemedi 💕








İşte karşımızda esas kızımız Fleur Savagar'a..



Annesi Belinda'nın ben olamadım ama sen çok ünlü olacaksın baskılarına daha küçük yaşta maruz kalan Fleur, ipleri tamamen annesinin eline vermiş bir hanım kızdır. Daha ergen yaşta bir çok insanın beğenisini kazanan, sarışın, uzun boylu alımlı bir afet. Fleur, acaba kim olsa diye inanın pek fazla düşünmedim. Neden bilmem aklıma gelen bir iki seçenek vardı ve uzun çubuğu Katherine Heigl çekti. Sarışın, uzun boylu dal gibi zayıf olmayan affet kimdir dendi mi üstüne tanımam.  Fleur, yıllar sonra masum kız olmaktan çıkıp, affetliğinin üstüne afetlik ekleyerek Hollywood cemiyetinin içine sağlam bir giriş yapıyor. Okuyanlar o kısmın hangisi olduğunu bilir. Heh işte o sahne benim için sağdaki gibiydi. Kendine güvenen, alımlı ve gençlik yıllarından çok daha güzel. 



Öhümm, öhümm, peki sırada ki kişi Jake Koranda olsun mu? 



Katherine dendi mi, benim nezdimde Josh tartışmasız yanına en çok yakışan adamdır. İnanın okurkende Jake için Josh diyeceksiniz. 


29 yaşında tanıştığı yeni yetme, mankenlikten oyunculuğa adım atmaya çalışan, sıfır yeteneksiz Fleur'un senaryosunu yazdığı filminde oynaması onun için başlarda kabus olsa da zamanla Fleur'a karşı koyamaz, koymak ister ama yapamaz. 

Ah o Belinda yok mu o Belinda 😉😈 cırcır olasıca, çomak soktu Jake'imin mutluluğuna 😈

İzninizle Jake'den birazcık uzunca bahsetmek istiyorum. 









Jake Koranda, Vietnam askeridir ve gençliğinde bir çok zorluk yaşamıştır. Bir gün şansı yaver gitmiştir ve Hollywood kapıları ona sonuna kadar açılmıştır. İyi para kazandığı ve kendisini tatmin ettiği için filmlerde oynamış, sonrasında tiyatroya geçiş yapmıştır. Tüm bunlar beni mutsuz ediyor mutluluğu başka yerlerde bulmalıyım der ve soluğu senaryo yazmakta bulur. Bir gün senaryosunu kendi yazdığı ve bir kısmı gerçek hikayesine dayandırdığı filmini çekmeye karar verir. Filmde esas kız Fleur'dur ve başlarda kendisinden hiç mi hiç haz etmez. Ama zamanla kızın masumluğuna, komik hallerine ve güzelliğine vurulur. Ama ne yazık ki Fleur'un cadı ana faktörü aralarına uçurumları açar ve tatsız bir duruma şahit olan Fleur ortadan kaybolur. Yıllar sonra ortaya çıktığında ise, Jake artık o tanıdığı eski Jake değildir. Jake, Fleur gittiğinden beri tek kelime yazamamıştır ve bunun için Fleur'u suçlamaktadır. O yüzden bir gün kendisini bi şekilde Fleur'un evinin çatı katına yerleşmiş bulur. Fleur buna izin verir, vermesine ama bir şartı vardır (yoo yoo o kadar da değil şartın ne olduğunu tabiki söylemeyeceğim) 



Üç ay boyunca kendisini o çatı katına deyim yerindeyse hapseder. Üç ayın sonunda senaryo değil, Vietnam'da yaşadığı trajediyi kitaba dönüştürmüştür.   😓 




Ayyy, neyse benim çene yine düştü, olay cast dan yoruma geçti, o değil hızımı alamayı tüm kitabı yazacağım o olacak 😉





Sıra gelsin Fleur'un tek en yakın arkadaşı Kissy Sue Christi'ye

Mini minicik yapısı, kısacık meyan kökü rengi saçlarıyla (allah aşkına bu nasıl bi renktir 😋) aklıma gelen ilk Keira bacım oldu. Hatuna olan hayranlığımı bilmeyen yok. Cast yaparım da onu eklemediğim sıfırdır nerdeyse. Kıssy'nin kısa saç olduğunu okuduğum andan itibaren aklımda hep Keira vardı. Hatuna kısa saçı çok ama çok yakıştırıyorum
😋  İkisi arasındaki tek kusur Kissy de olan kocaman göğüsler ve Keira'da olmayan göğüsler. Ee o kadar kusur kadı kızında da bulunur cınımm, dimi ama 😄




Kissy'nin manitası zengin adam, Charlie Kincannon'u unutmadım elbet.. 


Adam zengin, Kissy ile tamamen sekse dayalı ilişkileri olsada Charlie daha fazlasını istiyor. Ama Kissy daha fazlası nasıl olur bilmiyor. Fleur'dan aldığı tüyoları uygulamaya başlayan Charlie amacına ulaşabilecek mi? Kissy'e meydan okuyabilecek mi !!! AZ sonra - değil tabi - hepsi kitapta, OKUYUNNNN ÖĞRENİNNNN..










 Son olarak Fleur'un erkek kardeşi Michel Savagar bizlerle




 
Sevdiğim Hollwood'lu yıldızların başında gelen bir diğer adam James McAvoy. O ki benim gönlümde Kefaret filminin biricik Robbie Turner'ı dır. Burada da okurken tasvir edilen Michel karakterine neden bilmem aklıma ilk James geldi. 

Cinsel tercihlerle ilgili kesinlikle bir sorunum yok ama okurken bende bir çok yerde Fleur gibi ahh "keşke" yeğenlerim olabilseydi dedim 😀  



Güzel bir kitaptan bize kalan, unutulmz karakterler, harika bir aşk ve aşk dolu satırlar.. Okuyupta ben bu kitabını beğenmediğim dedirtmeyen tek yazar "Susan Elizabeth Phillips"  ben gözüm kapalı tavsiye ederim ve evet bence sizlerde gözünüz kapalı alıp okumalısınız. Hayatın koşturmasına, stresine SEP ile kısa bir mola..

 Böylelikle bir cast çalışmasının daha sonuna geldik.. Şimdiden yorum yapan elleriniz dert görmesin diyor, sizleri efsane asi çocuk James Dean ile başbaşa bırakıyorum 💘

 

Kitapsız bir tek günümüzün dahi geçmemesi dileğiyle.. Sevgilerle 

Susan Elizabeth Phillips || TAŞ BEBEK / Kitap Yorumu & Alıntılar (Serpil Kır)

SUSAN ELİZABETH PHİLLİPS || TAŞ BEBEK
KİTAP YORUMU ve ALINTILAR


Herkese Merhaba.
Kitapla Mola blog ekibi olarak, Pegasus Yayınları sponsorluğunda turumuza devam ediyoruz...



Efennim, pek keyifli bir kitap okumanın mutluluğunu yaşayan bir adet Serpil var karşınızda 😄
Bu yazarı sevmeyen yoktur, varsa bile henüz kendisi ile tanışmamış demektir, ki bu da çok üzücü bir durum. Herkesin kitaplığında bulunması gereken, romantik, komik ve bazen de dram kitapların olmazsa olmazı olur kendisi.
Şuana kadar, bu kitapla birlikte dokuz kitabını okumuşum ve okuduğum her kitabını da ayrı sevdim.

Bana göre SEP'in iki takıntısı var!


1. Amerikan Futbolcuları
2. Hollywood Aktörleri
^_^

Kadın her ikisini de iyi yazıyor baylar bayanlar! dağılın 😉


Dip Not: Chicago Stars seri incelemesi için buralardan ayrılmayınız :)

Hollywood türünde okuduğum üçüncü kitabı oluyor Taş Bebek, ilki × Yayınevinden çıkan bir kitaptı.  Ama merak etmeyin bu seriye dahil değil kendisi. Ikincisi Hollywood yapımı kitabımızda yine Pegasusdan çıkan "Aşk Kapıyı Çalınca" ve bu kitapta da epey güldüğümü hatırlıyorum :D


Dip Not: Seri incelemesi için Animevekitapsever blogunu takip ediniz, bol alıntı bir inceleme hazırlıyor sizlere...


Şimdi gelelim yorumumuza...

Her şeyin başlangıcı olarak, 1955 yılının Eylül ayında ve sıcak bir Perşembe gününde başladı. Belinda Britton o gün James Dean ile tanışmış ve hayatı tamamen değişmişti.


Hollywood da kendini göstermek ve artık ünlü olmak istiyor, James Dean'a daha yakın olmak için elinden ne geliyorsa yapmayada hazırdı. Lakin şu sözler;  'Belinda Britton,  harika gözler, harika göğüsler, yetenek sıfır.' İşte bu sözler Belindayi farklı bir yöne kaydırmaya yetiyor. Hollywood partilerinde boy göstermeye ve ünlü çapkın Errol Flynn ile takılmaya başlar. Tabiki terk edilir, hangi aktör uzun süreli bir ilişki yaşamışki😉 


Karnındaki bebeği ile tek çare Alexi Savagar'ın, bir diğer milyonerin yanına gider ve onunla evlenir. Alexi bebekten haberdar olunca kızılca kıyamet kopar ve Fleur bebek yatılı okulda büyümeye başlar.

Kitap Belinda ile başlıyor. Neler yaşadığı, neleri hedeflediği, arzularını ve beğenilme çabalarını okurken saç yondurtacak size. Kızı ile yılda bir kaç kez görüşmeleri Belindaya yetiyor ama artık Fleur 'a yetmiyordur.


Fleur on sekiz yaşına gelip ortaya çıktığında Belinda onu Alexi den korumak için Paris'den Amerikaya kaçırır.  "Ben olamadım ama o ünlü olacak" sloganıyla kolları sıvayan Belinda, hedefine ulaşmıştır. Fleur Savarin artık ünlü bir model ve marka yüzü olan Taş Bebek'e dönüşmüştür.


Ama Fleur hayatından hiç memnun değil. Tamamen annesine bırakmıştır kendini ve şimdi de kendisine tahammül edemeyen son dönemlerin parlak aktör ve oyun yazarı Jake Koranda ile film çekmek üzeredir. Jake Koranda. Aktör. Oyun yazarı. Pulitzer Ödülü sahibi. Adam epey iyi ama mutsuz :(


Başlarda epey zorlansada Jake ile birbirlerine alışmışlardır fakat annesi yine boş durmaz ve Fleur kendini bir oyunun içinde bulur.
Hollywood'u annesini ve Jake'i terk ederek babası sandığı Alexi'nin yanına gider. Ve ondan da tüm gerçeği öğrenen Fleur üç yıl boyunca izini herkese kaybettirir.

Bu kısımlarda en az onun kadar derin nefes aldım yemin ederim. Kendi başına gayette iyi idare edebiliyormuş bence :) ama her mutlu günlerin bir sonu vardır. Şimdi geri dönme ve Taş Bebek'i tekrar hatırlatma zamanıdır...



Ahhhh bundan sonraki sayfalar su gibi aktı geçti bitti.

Her anından keyif alarak okuduğum bir kitap oldu. SEP yazar da okunmaz mı :) bu yazar işi biliyor ve sizlere de işini bilen yazarları okumanızı tavisye ediyorum...

Dip Not: Yazar incelemesi ve çıkmış kitapları için Vemutluson bloguna TIK TIK...


Son Dip Not: Film olsaydı kim oynardı acaba dememeniz için Asi Kız size Cast hazırlıyor. Bence siz buralardan hiiiiiç ayrılmayın 😉



ALINTILAR

Jake Koranda, Fleur için hiç tanımadığı büyükannesi kadar ölüydü.

************

Jake'in içindeki duvarda - sağlam olduğunu sandığı o duvarda- bir delik açmıştı ve Jake bütün duvarın yıkılacağından korktuğu için o zamandan beri tek kelime yazmamıştı.

************

"Sorun yok, Çiçek, " diye fısıldadı kaba bir ses. "Sadece benim."

************

"Bence sen hayatımda gördüğüm en güzel kadınsın."

************

Bu hoş bir yüzdü. Dengeliydi. Ona aitti ve bu da güzel bir histi.

************

"Bırakma beni." Jake konuşmakta zorluk çekiyordu. "Çok uzun zamandır... Bütün hayatım boyunca yalnızdım. Beni bırakma. Tanrım, seni çok seviyorum. Lütfen, Çiçek." 

************

"Ve mesafe," dedi Fleur." Ne kadar uzak o kadar iyi."
Lynn arkasına yaslandı. "Jake iyi adamların sonuncularından, Fleur."

************

"Ben... Onun gibi adamlarla pek rahat değilimdir."
Lynn'in dudakları kıvrıldı. "Onun gibi adamları karşı konulmaz yapan da budur."

************

"Bize birkaç dakika ver, ha? Şu Çiçek Gücü beni yenebileceğini sanıyor."
Çiçek Gücü mü?
Jake, Fleur'un kolunu pekte nazikçe denemeyecek şekilde çekiştirerek ekipten ayırdı."

************

"Çok akıllı olduğunu sanıyorsun, değil mi?
"Hey ben bir dahiyim. Eleştirileri oku. Herhangi birini. Sana söylerler."

*************

"Bi odadaki tek çocuk ," dedi Fleur kısık sesle, " sensin."
Jake bundan hoşlanmamıştı. "Benimle oyun oynama. Ben o oyunları, en iyileriyle oynadım ve inan bana, sen hâlâ küçükler ligindesin."





Bir sonraki blog yazısında görüşmek üzere...



BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI