Gizli Bahçe The K2 Shopping King Loui Sarai Aşkın Kokusunu Aldım Bir Anda Aşk Eğer Benimle Olsaydı Büyü Cindrella and Four Knights Hayat Işığım Love in the Moonlight Piyon Moon Lovers Scarlet Heart Ryeo Tutku Oyunları Serisi İzabel Şeytan Tüyü - Yakın Mesafe

KİTAP YORUMU:Ivan Isaenko'nun Görünmeyen Yaşamı / Scott Stambach (Serpil KIR)

Herkese Merhaba
Bu kez karşınıza Nemesis Kitaptan çıkan yepyeni bir kitap yorumuyla geldim. 
Şimdiden keyifli okumalar.

IVAN ISAENKO'NUN GÖRÜNMEYEN YAŞAMI || SCOTT STAMBACH


Ivan Isaenko'nun Görünmeyen Yaşamı'nda Scott Stambach gerçek bir hikâyeye imza atıyor. Mazyr, Belarus da bulunan bir çocuk hastanesinde belgesel çeken İrlandalı bir gazetecinin bulduğu, okunması imkansız el yazısı ile yazılmış bir tomar kağıt parçasının üzerine yazılmış kelimeler. Ve bu kelimeleri bir araya getirip temize çeken, daha sonrasında da karşımıza çıkan bu kitap. Mazyr Ağır Hasta Çocuklar Hastanesindeki çoğu çocuk gibi Ivan da, dört duvar arasında hayatını geçiriyor. Tek umudu, bizlere bu hastanenin kapalı kapılar ardında kalan her bir hastayı anlatıp, Mazyr Ağır Hasta Çocuklar hakkındaki gerçeği yansıtmak. 

Ivan, 1986 yılında meydana gelen nükleer patlamadan nasibini alanlardan yalnızca biri. Tek kolu, tek bacağı ve kassız yüzü ile hastalığının adı bilinmiyor ve öğrenmek için de bir çabası yok. Bu hastanede geçmiş on yedi senesi. Anne ve babası kim bilmiyor, tek bildiği  "mutant geçirmiş bir çocuğu kimsenin kabul etmeyeceği".
Mazyr de her türden hasta çocuk var, ve hepsi İvan'ın takibinde çünkü yapacağı başka hiçbir şey yok. Herkesi tanıyor ve herkeslerce tanınıyor. Doğduğu günden beri bu hastanede, öyle ki 3 aylık ilaç alanların ve 6 aylık ilaç alanların ne anlama geldiğini çok iyi biliyor. Bir gece ansızın "yazmak" isteğine karşı koyamıyor. Ama bu durum yaşadığı büyük kayıptan üç gün sonra, 77 saat boyunca hiç durmadan yazması ve son noktayı koymasıyla bitiyor. 
Her zamanki günlere benzeyen birgün yeni gelen hasta ile bütün hayatı değişiyor İvan'ın. Polina Pushkin'in kapıdan girmesiyle, onun buraya ait olmadığı gerçeğine isyan ediyor.

Bknz:
Sevgili Okur, bu hastaneye daha az ait olabilecek bir şey düşünebiliyor musunuz? Eğer cevabınız evet (!?) ise o zaman hikâyemizi anlatmakta ciddi şekilde başarısız olmuşum demektir.
Gerçekte bir an vardı ki, ona sempati duymuştum. Nerede olduğuna ya da neye bulaştığına dair hiçbir fikri yoktu. Bu yer Floyd Pink tişörtü giyen kahverengi saçlı, mavi gözlü,  on altı yaşındaki genç kızların ruhlarını ezerdi. 
Fakat çoğunlukla ondan nefret ettim.
Ondan nefret ettim çünkü burada olmaması gerekiyordu. 
Ondan nefret ettim çünkü daha attığı ilk adımıyla benim dünyamın sınırlarını yok etmişti. 
Ondan nefret ettim çünkü varlığı bile beni huzursuz etmeye yetmişti. 
Ondan nefret ettim çünkü birisinden nefret etmenin ne kadar kolay olduğunu bana gösteriyordu. 




Ailesini kaybettiği trafik kazasından sonra gidecek bir yeri olmadığı için Mazyr'e geliyor Polina ve kemoterapiye burada devam ediyor. Henüz başlangıç aşamasında olan hastalığını kabullenmiş bir gülümseme yüzünden eksik olmuyor Polina'nın. Bakışlarını farketmediğini düşündüğü anlarda İvan'ın takibi altında olduğunun bilincinde. O kadar tatlı bir tanışma anları var ki, siz de herşeyi boşverip gülümseyerek devam ediyorsunuz okumaya.  Bu hasteneyi avucu gibi bilen Ivan ile yeni hasta Polina hayata meydan okumayı başarabilmenin gayretinde. Ama hızla geçen zaman Polina'nın hastalığını da hızlandırmışa benziyor. 
Aralarındaki oyunlar o kadar güzel o kadar umut taşıyordu ki anlatamam. Üstelik bu satırların gerçek olduğunu bilerek okumak bir o kadar da hüzün doluydu.
Böyle bir hastane gercekten varmış ve nükleer saldırı sonrası ağır hasta çocuklarla dolu fotoğraflara baktım ama yazıya ekleyemedim😔 tek düşündüğüm Ivan'ı, Natalya gibi bağrıma basmak oldu. 
Gerçek yaşanmış hikâyeleri okumak isterseniz tavsiye sıralamamın en zirvesindeki kitabı, "IVAN ISAENKO'NUN GÖRÜNMEYEN YAŞAMI"nı tavsiye ederim.





Yazar, SCOTT STAMBACH ve SONSÖZ: İvan'ın hikayesinde sayfaları kadar çok ana fikir var. İlk bakışta bir aşk hikâyesi, Sovyet deneyiminin karanlık mirasının açığa vurulması, tıbbi etik değerler üzerine bir sohbet, dinî riyakarlığa bir serzeniş ve amacın yerine korkuyu seçmeye karşı bir nasihat. Fakat esas olarak, bu, içinde bir sürü şey barındırabilen basit bir hayat hikayesi. Okurun durup bu gerçeği takdir edebileceğini umuyoruz. 


Yazarın ülkemizde yayınlanmış başka kitabı yok ama zaten kendisinin de yazdığı başka kitap yok :( en azından ben bulamadım. Aynı zamanda bizlere de mesajı var😊

Bknz:

"Merhaba, ben Scott. Ivan Isaenko'nun Görünmeyen Yaşamı romanının yazarı. Kitabımın ismini Türkçe telaffuz edebilseydim keşke. Bu videoyu bir pazar sabahı, doğduğum yerde, San Diego Kaliforniya'da kaydediyorum. Ama tam da şu anda Türkiye'de olmayı isterdim. Umarım yakında gelebilirim. O gün gelene kadar, 'Yakında görüşmek üzere, hoşça kalın,' diyorum."




KİTABIN KONUSU 


Merhaba sevgili okur. 
Ben Ivan Isaenko.
On yedi yıllık yaşamımın her günü birbirinin aynıydı. Kendimi bildim bileli Mazry Ağır Hasta çocuklar Hastanesi'ndeyim. Benim evim burası. Annem babam yok. Yani ben hiç tanışmadım onlarla. Bir nisan gününde meydana gelen nükleer patlama sonrası atmosfere yayılan yıkıcı düzeydeki radyasyondan etkilenip geri döndürülemez derecede zarar gören çocuklardan biriyim. İlginç olan ne biliyor musunuz O patlama olduğunda ben daha doğmamıştım bile. Doğuştan geri döndürülemezim. (Okur burada gülebilir.)
Bu hastanede doğup büyümüş her çocuk gibi benim de çeşitli anomalilerim var. Biraz şekilsizim, hatta biraz da ürkütücü... O yüzden aynaları hiç sevmem. Yansıyan yüzeylerden uzak dururum. Hayatımda hiçbir şey istemedim. Hiç dilek tutmadım. Hiçbir şeyin olması için çaresizce umut büyütmedim içimde.
Ta ki Polina gelene dek... Kitaplarımı çalan, rutinimi değiştiren, birbirinin tıpatıp aynı geçen günlerimi farklılaştırıp başımı döndüren Polina gelene ve ben daha ona doyamadan öleceğini söyleyene dek...
Artık bir şey istiyorum hayattan ben de. 
çaresizce istiyorum. 
Dileğimi tutuyorum: Polina yaşasın.



Bir sonraki yorumda görüşmek üzere ✋
Okumak İptiladır Müptelalara Selam Olsun








İstanbul Tüyap Kitap Fuarı Nasıl Geçti? Neler alındı? (Serpil KIR)

36. İSTANBUL TÜYAP KİTAP FUARI

Tüyap Facebook sayfasından alıntıdır. 

Asi Kız ve sevilen yazarınız Meral Kır ile yine dopdolu bir fuar geçirdik. İlk hafta Pazar günü gittiğimiz ve ön keşif yaptığımız fuardan pek fazla kitap almadık dersem çarpılırız😆
Neler almışız kısmına gelmeden önce yayınevleri neler yapmış ona bir değinelim.
Tüyap yetkilileri salonlara bir yenisini daha eklemiş ve 12. salonu  açmış. Bir çok yayınevi de 2 ya da 3. Standını kurmuş, şimdiden gelecek yıl için uyarımızı yapalım; hani olur da 12.salonda bir kitap beğenir ama dolaşıp sonra gelir alırız derseniz yapmayın! zira geri dönmesi inanılmaz zor. İlk giriş kapısı olarak da bu salonun çıkışını uygun görmüş yetkililer. Bin bir türlü bahane gösterseler de bizlere asıl neden bariz belliydi😉 maksat girip çıkarken salon hareketlensin😄
İlk hafta ve hafta içi aman aman bir yoğunluk yokmuş, Yayıncılar pek memnun değildi ama son hafta, cumartesi günü muazzam bir kalabalık vardı. O kalabalığı tarif edebilmemin mümkünü yok, artık siz hayal gücünüzü zorlayın.
Bana göre en güzeli dün,  yani son Pazar günüydü. Ne çok kalabalık ne çok sakin, istediğiniz standa bakabilmek gibi imkanımız bile oldu😂 İşte Uluslararası Kitap Fuarının 2017 katılımcı sayısı; 


Tüyap Facebook sayfasından alıntıdır. 

Gelelim indirimlere...
Hayat şartları kitap almayı zorlaştırdığı kadar basımını da zorlaştırıyor. Öyle çok ahım şahım indirimler yoktu (gidemeyen kesim!gözünüz arkada kalmasın) bu sebeple bana göre artık kitap okumak artık bir lüks halini almış durumda. Onca yoldan gelip 4-5 kitapla geri dönenler epey fazlaydı, gönül ister ki, herkes alıp okusun ama ne yazık ki yaşam şartları göz önünde bulundurulduğunda imkansız hale geliyor kitap okumak. 



 ARKADYA YAYINLARI her zamanki gibi yoğunlukta nirvana yapmıştı. Cumartesi günü selam verebilmek için bile ulaşamadık standa. Yeni kitaplarda mevcuttu ve bir tane alabildik çünkü diğerlerini almıştık. Şahsen o stantta olup "İPEĞİ İŞLEYEN KIZ" ve "ERİK AĞACI'nı "ANDREW GROSS"un bir sürü kitabını satmak isterdim nasip bir sonraki fuarlara. Arkadya kitap KABUS da okunacaklarda yerini aldı. 



EPSİLON YAYINEVİ'nden tek yazar ama 8 kitap aldık. Game Of Thrones'lar... Bu senenin yaz aylarını dizisi ile geçirince kitaplarını almamak olmazdı. İlk kitabı elimizde vardı ve biz de serisini tamamlamış olduk. Bir diğer aldığımız epsilon Mary Higgins Clark❤ sahaflarda öylesine gezinirken rastladığım ve sadece 5tl'ye aldığım kitap. Çok ama çok mutlu oldum.
Epsilon da indirimler fena değildi. Eski historical kitapları ve diğer türleri HERKES OKUSUN DİYE 10 tl'ye düşürmüş. Sanırım bu indirimi her yıl zaten yapıyorlar.



MİSİS KİTAP, Sis Yayınları ile ortak bir stantta buluşmuş. Çok da iyi yapmışlar bence, yeni kitaplarına da yer vermişler stantta ve biz de alamadığımız üç kitabı aldık ve ekledik kitaplığa. En çok Yabancılık Oyunu'nu merak ediyorum ve önlere aldım bile😉



NOVELLA YAYINLARI'ndan beş kitap alabildik, o da üç kitaplık serinin ikincisini almışız ve biz de tamamlayalım istedik. Geçen hafta yine seri tamamlamış ve bu kez de sol taraftaki kitapları eklemiştik😉 artık yarım kalan serimiz yok.
İndirimler her sene olduğu gibi

okuru sevindirecek kadar iyiydi. Genelde hep set olarak hazırlamışlar ve bence çok daha uyguna geliyorlardı. Tabi tek kitap almak isterseniz; 10 tl ve 15 tl ye de kitap bulabilmek mümkündü. 



ASPENDOS YAYINEVİ'nin beklenen kitabı "SANA AŞK GETİRDİM (Mehmet Sancaktar) / MERAL KIR " kitabı son hafta çıkınca epey yoğun olan stantlardan oldu. Onun dışında 5-10-15-20 tl olarak değişen kitap fiyatları vardı ve alıcısı da doğal olarak çoktu.  
Biz, yeni baskısı ile Aşkı Seçtim, Sana Aşk Getirdim ve Ufka Çok Yakın kitaplarını ekledik. 
Ama öncelik Mehmet'in❤konfetiler patlasınnn piiiliiissss😉



OLİMPOS YAYINLARI'nın en sıkı takipçisi olduğumuz Jane Casey'in yepyeni kitabını ekledik. Son dönemlerde en sevdiğimiz yazar olunca tereddütsüz alındı. Yerli yazarların imzası ve indirimleri ile yine kalabalık olan stantlardan biriydi. Ayrıca ikinci stantlarını da 12.salona açmışlar.



DEX YAYINLARI'da 10 tl'yekitap vardı lakin M.Ö. kitaplar olduğu için bakmadık. Yine en az indirimi olan yayınevi silsilesi onlardaydı. Biz, Jennifer L. Armentrout'un Titan serisini tamamladık. Diğer serisini de almak istedik yok dediler. Ama bence çalışan arkadaş bilmiyordu zira hangi kitaptan bahsettiğimden bi haberdi😉 çok yoğun olduğu ve biz de yorgun olduğumuzdan bakmadık. Başka sefer artık.



PEGASUS YAYINLARI her fuar olduğu gibi bu fuar da en çok alışveriş yaptığımız stanttı. Hem bu hafta hem geçen hafta iyi kitaplar aldık kendilerinden. Kalabalık stantlarından bahsetmiyorum bile ama adamlar işini iyi yapıyor arkadaşlar! şikayet etmeye gerek yok✋ ilk hafta aldıklarımız cüzdanı boşaltınca gerisini aklımızdan atmaya çalıştık ama sonra oturduk düşündük "aklımızda kalacağına kitaplığımızda kalsın" dedik ve son hafta diğerlerini aldık. 
Pegasus bir değişiklik yapıp bazı kitaplarını %50 indirime sokmuş😲 çoğunluk çocuk kitaplarındaydı ama arada kaynamalar da olmuş. 



ALTIN KİTAP'lara da uğradık ve iki kitapla çıktık. Daha önce okuduğumuz "KARDEŞİMİN MEZARI" yazarının ikinci kitabı çıkmış onu ve DANİELLE STEEL'in kitabını aldık. 
Çok farklı (teorik olarak aynı kapıya çıkıyor) indirim politikaları vardı😁 tek kitaplarda %25 indirim yapıyorlar. Ama olur da 3al 2 öde kampanyasından almak isterseniz etiket üzerinden hesaplıyorlar 
😯 işte böyle bir durum.



✔Vee EPHESUS YAYINLARI, adamlar işin hakkını veriyor, gerek kitap kalitesi gerekse yazarları ile yine fuarı doldurdular. Her yazarının hemen hemen imzası vardı. Ve her fuar şaşmayan indirimleri ile okurun yüzünü güldürdü. Biz tüm kitaplarını aldığımız için  (hatta şuan okuyorum) fuarda ziyaret etmenin ötesine geçemedik. 12.salon da yine kocaman bir stant açmışlar ve fuara damgasını vurdular diyebilirim. 



✔Fuara gidip de NEMESİS KİTAP Standına uğramayan varsa üzülebilirsiniz😉 bence fuarın bir numaralı standıydı. Pembe minibüs görünümlü vosvosu ile gönüllere taht kurdu. Gerek standı gerek kitapları ve o güzelim çantası ile en güzeliydi. İki kitapla çıktık Nemesis'den. Biri çok sevdiğimiz Monica MacCarty diğeri de KAYIP RUHLAR. Öncelik Monica'nın bebeğim çok üzgünüm😊
Toplamda 42 kitap aldık ve hepsi en merak ettiklerimiz?
Daha bir çok 
yere uğradık ama aklımda kalanlar ve kitap aldıklarımız bu kadar. Kitapları seven bizler için bunlar tatlı yorgunluklar, bakmayın yorgunuz diye şikayet ettiğimize, yarın yine var deseler yine gideriz ama tekrarı CNR Expo Center Kitap Fuarında diyelim....




Okumak İptiladır Müptelalara Selam Olsun 




As!'den_Film Tanıtım ve Önerisi_Ayla: The Daughter of War

Herkese merhaba 🙋 


İş yoğunlu ve yorgun günlerim nedeniyle blog'dan epeyce uzak kaldım. :( Artık elimden geldiğince buralara uğramaya çalışacağım. 


Size 1 hafta da iki kez izlediğim harika bir filmin hem tanıtımını hem de önerisini yapmaya geldim. Bu G. Kore, Hollywood ya da Bollywood filmi değil. Türk filmi ! Evet çok şaşırdınız dimi? Şaşırmayın güzel ülkem de sinema adına böyle güzel şeyler de olabiliyor. 

AY YÜZLÜ BİR KIZLA AY YILDIZLI BİR ASKERİN 65 YILLIK ANLATILMAMIŞ HİKAYESİ 

Elinizin altında mendiliniz mutlaka hazır halde beklesin. Zira film sizi ilk sahnelerde kahkahalara boğarken ilerleyen sahnelerde gözyaşı çeşmenizi sonuna kadar açmanıza neden oluyor.

Oyuncuların şahaneliğine değineceğim elbette ama öncelikle filmin konusunda kısaca bahsedeyim. 



Türk askeri olan Süleyman Dilbirliği, görevini İskenderun'da Astsubay olarak yapmaktadır. Merhametli bir kalbe sahip olan Süleyman, İskenderun'da sevdiği kızı bırakıp diğer asker arkadaşlarıyla G.Kore'de devam eden savaşa gitmek için yola çıkıyor - bu başka bir ülkenin savaş filmi mi diye düşünüyorsanız bu düşüncenizden anında vazgeçin zira hiç alakası yok-  zorlu deniz yolculuğundan sonra savaş bölgesine vardıklarında savaşın yavaş yavaş sona erdiğinin haberini alırlar. Eee biz boşuna mı geldik onca yolu dedikleri anda tam da savaşın göbeğine düştüklerini anlarlar. Yeniden zorlu bir araba yolculuğuna çıkarlar ve yolda minik bir mucize ile karşılaşırlar.  İlk başta kızı yetkili mercilere bırakmayı deneseler de kız kurtarıcısı olan Süleyman askeri bırakmaz ve yetkili mercilerde ailesi bulunana kadar onların birliklerinde kalmasına razı olurlar. Küçük Ayla artık Türk birliği içerisinde sadece kol ve yüz ifadeleriyle anlaşabildiği abilerinin yanında yeniden hayata tutunmaya çalışır.  Filmimizin kemik konusu tam olarak böyle. Ahh be her sahneyi her olayı detayına  kadar anlatmak vardı ama işte spoiler çilesi yedi bitirdi bizi






  AYLA FİLMİ DEV OYUNCU KADROSU



Süleyman Dilbirliği karakterinin gençliğini uzun yıllardır izlemediğim İsmail Hacıoğlu canlandırıyor. Oyunculuğu o kadar iyiydi ki izlerken tüyleriniz diken diken oluyor. Günümüz halini ise üstat Çetin Tekindor canlandırıyor. Ah ! final sahnesini o kadar iyiydi ki, mendiller hazır olsun efenim. 

 



Filmin muazzam bir kadrosu var. Bunlarsan biri de Leyla ile Mecnun'dan tanıdığımız Ali Atay. Şahsen bence filmdeki en can alıcı karakterlerinden birisiydi. Adamın olduğu her sahneyi keyifle izledim. Jön falan hikaye önemli olan karşında izlediğin adamın sana hissettirdiği duygular.Ali Atay, Ali karakteriyle bunu harika bir şekilde hissettiriyor. 





  

 Küçük kız Ayla'yı minik G.Kore'li oyuncu Kim Seol canlandırıyor. Kendisini ilk kez izledim dizilerde veya G.Kore filmlerinde hiç denk gelmedim ama geleceğin en iyi aktrislerinden biri olacağının garantisini şimdiden verebilirim. Süleyman Astsubay ile aralarında oluşan bağı o kadar güzel canlandırdı sevimliliğini ve acısını o kadar inandırıcı tasvir etti ki etkilenmemek imkansız.













 

Bir diğer sürpriz oyuncu Murat Yıldırım. Güya kendisinin en büyük fanlarından biriyim ama adamın bu filmde oynadığını fragman çıkınca öğrendim. Kendisini filmde yardımcı oyuncu olarak oynuyor olabilir ama bu filmde as oyuncu, yardımcı oyuncusu, figüran vs. diye ayırmamak lazım. Açıkçası benim için hepsi başrolde oynayan bir numaralı oyunculardı.








İskenderun ve Kahramanmaraş'da Süleyman astsubayı bekleyen insanların hikayesi ise filmin ayrı ama en önemli kısımları. Bu kısımlar  izleyiciye adeta tercih yaptırıyor ve  benim tercihim daha ilk dakikadan belliydi. İzleyenler hangi kısımdan bahsettiğimi anladılar bile.. 










Süleyman askerin bizi birbirimizden ayırmayın çağrılarına olumlu yönde cevap alamayınca askeri görevinin uzatılmasını ister. Komutanlarının artık süre uzatımı yok ülkene geri dönmen gerek söylemleri emire dönüşünce Ayla'yı Tükiye'ye götürmek için deli gibi çaba gösterir ama Kore kanunlarını aşamaz.


 
"Babalar, evlatlarına verdikleri sözleri tutarlar sana söz veriyorum seni bulacağım." repliği bence gelmiş geçmiş en doğru, en can alıcı ve en ağlatan repliklerden biri olarak tarihe yazılmalı. İşte 60yıl sürecek hasretin temelleri de bu andan itibaren atılır.





  Benim için daha iyisi gelene kadar en iyisi bu ! Sinemada iki kez izledim ve fırsatım olsa yine gider yine izlerim.


Film, Türkiye'nin Yabancı Dilde En İyi Fİlm dalında Oscar adayı. Arıca bir çok festivallerden de bolca ödül aldı ve IMBd'deye 9,3 ile bombastik bir giriş yaptı.  Oscarı alır mıyız almaz mıyız bilemem ama seyirci olarak bendeki tüm ödülleri aldılar 😋


Film müziklerini Fahir Atakoğlu yapmış ve efsane yapmış. Filmin en can alıcı kısmında arka fonda çalan müzik hüznümüzü kat be kat arttırıyor.

Bknz: Fahir Atakoğlu şaheseri

Not: Sertap Erener'den de bir soundtrack var ama açıkçası onu hiç beğenmedim.
Filmin fragmanları olmadan elbette olmazdı
 #1 Fragman
 

#2 Fragman


Filmin Künyesi


Film Adı: Ayla: The Daughter of War
Yönetmen: Can Ulkay
Senaryo Uyarlama: Yğiti Güralp
Oyuncular:
İsmail Hacıoğlu  / 1950 
Çetin Tekindor / 2010
Ali Atay 
Murat Yıldırım
Kim Seol 1950
Lee Kyung-Jin 2010
Film süresi: 2s. 5dk.
Dağıtımcı: Warner Bros

Film Konusu

Film, Kore Savaşı'nda yaşanan gerçek ve çok dramatik bir hikayeyi beyazperdeye taşıyacak. 1950 yılında savaşta yer alan Süleyman Astsubay savaş meydanında küçük bir kız bulur. 5 yaşındaki bu Koreli kız yetimdir ve nereye gideceğini bilmemektedir. Astsubay kızı yanına alır ve Ayla ismini verir. Birliğin neşesi haline gelen Ayla ile astsubay kısa sürede baba-kız gibi olurlar. Ancak 15 ay sonunda birliğin Türkiye'ye geri dönme kararı çıkar. Ayla'yı bırakıp dönmek istemeyen Süleyman Astsubay her yolu denese de Kore kanunlarını aşamaz. Küçük kızı geride bırakmak zorunda kalan Süleyman ve yetimlere uygulanan sisteme dahil olarak yetimhaneye verilecek olan Ayla son vedalarında tekrar bir araya gelmeye söz verirler. Yıllar ikiliyi yeniden buluşturacak mıdır?...
Yönetmen koltuğunda reklam filmleriyle dikkat çeken Can Ulkay'ın oturduğu dram filmi Ayla'nın senaryosunda ise Sınav, Uzun Hikaye, Kavak Yelleri, Doludizgin Yıllar'ın da senaristliğini yapmış Yiğit Güralp'in imzası var. Başrollerini Çetin Tekindor, Taner Birsel, İsmail Hacıoğlu ve Ali Atay'ın paylaştığı filmin kadrosunda Duygu Yetiş, Büşra Develi, Erkan Petekkaya, Esra Dermancıoğlu, Deniz Seviyesi filmindeki performansı ile Milano Uluslararası Film Festivali’nden ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödülünü alan oyuncu Damla Sönmez, Altan Erkekli, Sinem Öztürk Uslu gibi önemli oyuncular yer alıyor. Filmin müziklerini ise Fahir Atakoğlu üstleniyor.

Kitap TANITIM: SANA AŞK GETİRDİM / MERAL KIR (Serpil Kır)

Herkese Merhaba
Uzun zamandır beklenen kitabımız geldi ❤❤ 
SANA AŞK GETİRDİM/MERAL KIR


 Çok bekledik ve sonunda muradımıza, pardon Mehmet'imize kavuştuk 😍 36.İstanbul Tüyap Kitap Fuarının son haftasına yetişecek diye ümit ediyorum. Bu kadar beklemişiz bir hafta daha vuslat çekmeye dayanabiliriz...

KİTABIN KONUSU 

Geçmişin karanlık ve acımasız yüzü, aydınlığa kavuşmak isteyen sırların ağır yükü, pişmanlıklar ve hayal kırıklıkları arasında var olmaya çalışan zorlu bir aşkı okumaya hazır olun…

Güçlü Sancaktar Ailesinin ağabeyi olan Mehmet Sancaktar’ın aşka giden hikayesinde yaşananların hızına yetişemeyeceksiniz. Temponun hiç düşmediği bu kitapta adrenaline ve aşka doyacaksınız.

Kurallarından ödün vermeyen kararlı bir insanın kişiliğine ve tüm yöneticilik vasıflarına sahip olan Mehmet Sancaktar’ın hayatındaki her şey bir düzenin parçasıydı. Ta ki işi ve sorumluluklarından oluşan hayatına ansızın giren Komiser Esmer, ona bildiği her şeyi unutturana kadar...

Huysuz, rahat ve biraz da pasaklı olan Komiser Esmer’in hayatta herhangi bir ilkesi yoktu. İstediği tek şey intihar eden babasını, o sona götüren gerçeği bulup intikamını almaktı. Ancak ulaştığı her gerçek, anıları arasında kaybolmuş sırları ve ihanetleri de ortaya çıkaracaktı. 

Sığınacak hiç kimsesi kalmadığında ve her şeyden vazgeçmeye hazır olduğunda Esmer’e kaybettiği umudu veren Mehmet Sancaktar’a önce hayatını sonra da kalbini teslim edecekti. Çünkü aşktan daha büyük bir duygu varsa o da güvendi ve Esmer her ikisini de Mehmet de bulmuştu. 

Aşkın tutkuyla harmanlanıp tüm olmazlara rağmen mutluluğa teslim olduğu bu hikayede, birbirinden farklı dünyaları olan iki yabancının bir oluşunu okuyacaksınız.

NASIL MERAK EDİLESİ BİR KİTAPSIN SEEEEEEN 😘

Unutmadan sırasıyla kitaplarımızı hatırlayalım 


SERİ SIRALAMASI 

Sancaktar Ailesi

1.📚 AYLARDAN AŞK 
2.📚 AŞKI SEÇTİM 
3.📚 YOLUM AŞKA DÜŞTÜ 
4.📚 AŞKIN KOKUSUNU ALDIM 
5.📚 SANA AŞK GETİRDİM 

Son olarak afişimizi de bırakıp 
Tüyap'da görüşmek üzere diyelim✋ 





Kitap TANITIM:Meral KIR /AŞKI SEÇTİM

HERKESE MERHABA

"MERAL KIR / AŞKI SEÇTİM"
Yepyeni kapağı ve Aspendos Yayınları etiketiyle tekrar bizlerle buluşuyor...



Kapağımız görücüye çıktı bile :) Doruk ve Asya sevenleri bu tarafa alalım :)




ARKA KAPAK

Çocuklarıyla beraber kendine yepyeni bir dünya kuran Asya, iki yıl sonra Doruk’un Amerika’dan geri dönmesiyle en başa döndüğünü hissediyordu. Ancak bu defa kararlıydı; aşka bir kere teslim olmuştu, aynı şeyleri kendine yeniden yaşatmayacaktı! Asya’ya hâlâ delicesine âşık olan Doruk, kaybettiklerini geri almak istiyordu fakat hiçbir şey istediği gibi ilerlemiyordu. Asya’nın inatçılığına rağmen vazgeçmiyor, Asya ve çocuklarıyla mutlu bir aile olmak istiyordu. Tam bir kez daha denemeyi düşündüğü anda başlayan olaylar zincirinin hızına yetişmeye çalışırken, kızları Yaren’in kaçırılmasıyla her şey alt üst olur! Geçmişte yaptıkları hatalardan ders alan Asya Sancaktar ve Doruk Akman’ın tek solukta okuyacağınız hikâyesinde, hem çok gülecek hem de çok üzüleceksiniz.
Aşkı ise her satırında hissedeceksiniz.



PEKİ BU MUHTEŞEM KİTAP VE KAPAĞIN AYRAÇLARI DA OLMASIN MI YANİ ;)

bknz:


Çoooooook güzeller ^_^

İstanbul Tüyap Kitap Fuarında bolca, çokça ve de heyecanla hasret gidermeyi bekliyoruz...

AntiDorukcular (bu ben de oluyorum) bir daha düşünelim mi? :D



ve ne diyoruz;
#affetmekozgurlugeucabilmektir

BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI